Yeni Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda Kısmi Dava Ve Topluluk Davası

Eylül 2011

Kısmi Dava

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 1 Ekim 2011’de yürürlüğe girmesiyle birlikte yürürlükten kalkacak olan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun uygulamada en çok başvurulan kurumlarından olan kısmi dava; davacının dava açarken, davaya ilişkin taleplerinin bir bölümünü dava konusu etmesi;diğerbölümüne ait dava ve talep hakkını ise bazı nedenlerden ötürü saklı tutmak suretiyle, geleceğe bırakması anlamına gelmektedir. Davacı, kısmi dava hakkı ile saklı tuttuğu fazlaya ilişkin haklarını, yeni bir dava açmaksızın, aynı dava içerisinde “ıslah” yoluyla talep etmektedir.
Kısmi dava ile bugüne kadarki uygulamada dava masraflarından tasarruf edilmesi amaçlanmaktaydı. Davacı, kısmi dava açarak bütün davanın harç ve masraflarını baştan yüklenmeme yolunu tercih etmektedir. Bu şekilde, dava açılırken yüksek miktarda harç ödenmemekte ve davanın akıbetinden büyük oranda emin olduktan sonra kalan kısım ıslah yolu ile dava edilerek harç tamamlanmaktadır.

1 Ekim 2011’de yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, kısmi davanın uygulama alanını tamamen değiştiren düzenlemeler getirmektedir.

Kısmi Dava ile ilgili yeni düzenleme

Kanun’un 109. Maddesi, kısmi davayı şu şekilde düzenlemektedir:
(1) Talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olduğu durumlarda, sadece bir kısmı da dava yoluyla ileri sürülebilir.
(2) Talep konusunun miktarı, taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli ise kısmi dava açılamaz.
(3) Dava açılırken, talep konusunun kalan kısmından açıkça feragat edilmiş olması hali dışında, kısmi dava açılması, talep konusunun geri kalan kısmından feragat edildiği anlamına gelmez.
Buna göre kısmi davanın ortaya koyduğu ekonomik yarar ortadan kaldırılarak, kısmi dava açma imkanının, talep konusunun niteliği itibariyle bölünebilir olması, miktarın taraflar arasında tartışmalı olması ya da baştan beri açıkça belirli olmaması koşullarına bağlanmış ve böylece uygulama alanı daraltılmıştır.

Dolayısıyla kısmi dava, davacının aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağının veya hakkının tümünü değil, belirli bir kısmını talep ederek açtığı ve sadece bölünebilir talepler için söz konusu olabilen bir davadır. Kanun maddenin ikinci fıkrasında, talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız ve açıkça belirli olması durumunda kısmi dava açılamayacağına hükmetmiştir. Buna göre talep konusunun miktarı taraflar arasında tartışmasız ise veya taraflar arasında miktar veya parasal tutar bakımından bir tartışma var ancak miktar herkesçe anlaşılabilecek şekilde belirli ise, kısmi dava açma imkanı bulunmamaktadır.

Maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, önceki kanun dönemindeki en büyük sorunlardan biri ortadan kaldırılmaktadır. Buna göre dava açılırken, fazlaya ilişkin haklarını saklı tuttuğunu açıkça belirtmeyen davacının, bu haklarından zımnen feragat etmiş olduğunu kabul eden Yargıtay uygulamaları rafa kalkacaktır. Dolayısıyla kısmi dava açılırken fazlaya ilişkin haklar saklı tutulmamış olsa dahi, geri kalan kısım için kesin hüküm verilene kadar dava açabilmek mümkün olacaktır. Geri kalan kısımdan feragat, ancak açıkça feragat edildiği bildirilmiş ise gerçekleşecektir.

Alacağın miktarının baştan belirli olmadığı hallerde ise yine Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile düzenlenen bir kurum olan “belirsiz alacak davası” yoluna gidilmesi gerekecektir. Bu davanın tanıdığı imkan sayesinde, daha önce kısmi davaya konu edilen ve tam miktarı belirli olmayan alacak davalarında farazi bir tutar belirlenerek kısmi dava açılmasına gerek kalmamaktadır. Aynı şekilde kısmi davaya konu edilemeyen manevi tazminat davaları da belirsiz alacak davasına konu edilebilecektir.

Belirsiz alacak davası açabilmenin mümkün olduğu hallerde kısmi dava açmak elverişli olmayacaktır. Zira kısmi dava açılırken, alacağın kalan kısmı için zamanaşımı süresi kesilmemiş olacak ayrıca ıslah yolu ile kalan kısım talep edileceğinden, bu kısım için faiz de ancak ıslah tarihinden itibaren talep edilebilecektir.

Sonuç olarak kısmi dava, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle birlikte ekonomik cazibesini yitirip sadece talep konusunun bölünebilir olduğu ve talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli olmadığı durumlarda açılabilecektir.

Topluluk Davası

6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile hukukumuza topluluk davası düzenlemesi girmektedir.
Kanun’un 113. Maddesi şöyledir:
“Dernekler ve diğer tüzel kişiler, statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilir.”
Bu madde uyarınca, birçok kişiyi ilgilendiren ortak menfaatlerin söz konusu olduğu hallerde, bu menfaatlerin zarara uğraması halinde menfaat sahibi olan kişilerin tek tek dava açmasının usul ekonomisine aykırılığı giderilerek, topluluk davası açılması mümkün olacaktır.

Açılan topluluk davası ile davanın sonucundan sadece davayı açan tüzel kişi değil, o topluluğa dâhil olan, o menfaate veya hakka sahip olan herkes yararlanacaktır. Topluluk davası sonucunda elde edilen hükmün daha sonra münferiden açılacak davalarda kullanılması mümkün olacaktır.

Sonuç olarak, topluluk davası ile toplumsal yararın ve hakların korunmasına da hizmet edilecektir.

Kaynak: Pekcanıtez, Özekes, Atalay; HMK Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, 2011.