Anayasa Mahkemesi’nin Mülkiyet Hakkı’nın İhlaline İlişkin Cahide Demir Başvurusu

Mayıs 2022 İdil Yıldırım
% 0

Giriş

Anayasa Mahkemesi 14.09.2021 tarihli ve 2018/25663 başvuru numaralı kararında (“Karar”) yaptığı inceleme sonucunda, başvurucu Cahide Demir’in üçüncü kişinin borcunun teminatı olarak kendi taşınmazı üzerinde tesis edilen ipoteğin, söz konusu üçüncü kişi borçlunun kredi borcunu ödemiş olmasına rağmen bankaya başka yollardan borçlanmış olması gerekçe gösterilerek kaldırılmamasını, mülkiyet hakkının ihlali olduğuna karar verdi. Karar, 20.12.2021 tarihli ve 31695 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı. Anayasa Mahkemesi tarafından tesis edilen Karar, bankaların verdikleri krediler kapsamında tesis ettikleri ipoteklerin kapsamının değerlendirilmesi bakımından dikkat çekicidir.

Bireysel Başvuruya Konu Somut Olay

Başvurucunun damadı E.K., 12.08.2008 tarihinde bir bankadan (“Banka”) ev kredisi kullanmış, söz konusu ev kredisinin teminatı olarak başvurucunun taşınmazı üzerinde Banka lehine ipotek tesis edilmiştir. İpotek senedinin birinci sayfasında “taşınmazın ... Cahide DEMİR adına iken bu kere malik bizzat müracaatla işbu taşınmazın tamamını [E.K.nın ... Bank A.Ş.’den] kullanmış olduğu ve kullanacağı bilcümle krediler nedeniyle doğmuş olan bütün borçlarının teminatını teşkil etmek üzere 120.000,00 YTL ... 1. derece 1.sırada % 68 faizli ve fekki bankaca bildirilinceye kadar .... ipotek tesis edilmesini talep etti.” açıklaması yer alır. İkinci sayfada da “[E.K.nın] ... kredilerinden doğmuş veya doğacak her türlü asalet ve kefalet kredi borçları ... ile sair bankacılık ve borç işlemlerinden dolayı doğmuş ve doğacak asalet ve kefalet borçlarının ayrıca herhangi bir şekilde bankaya karşı doğmuş ve doğacak ipotek verenin asalet borçlarının teminatı olarak ...gayrimenkulü... ipotek vermeyi kabul ettiği” ibaresi bulunmaktadır.

Borçlu E.K. (“Borçlu”), kredi borcunu ödemiş ve 12.08.2011 tarihinde borcunu kapatmıştır. Daha sonra Borçlu’nun, bir ticaret şirketi ile ticari ilişkisi kapsamında ilgili firma adına düzenlediği biri 23.07.2014 diğeri 16.10.2014 keşide tarihli iki adet çek Banka’ya ciro ve teslim edilmiştir. Banka daha sonra bu iki çekin tahsili için Borçlu aleyhine icra takibi başlatmış ve takip kesinleşmiştir.

Başvurucu, Borçlu’nun kredi borcunu kapatmasını müteakip kendi taşınmazı üzerindeki ipoteğin kaldırılmasını Banka’dan talep etmiştir. Banka, Borçlu’nun kullanmış olduğu ev kredisi borcundan ayrı olarak bir ticaret şirketi lehine düzenlediği çeklerden ötürü Banka’ya borçlarının bulunduğunu ve söz konusu borçlara ilişkin olarak icra takibi başlatıldığını belirterek anılan borçların da ipotek kapsamında olması nedeniyle ipoteğin kaldırılmayacağını bildirmiştir.

Başvurucu, 14.11.2014 tarihinde ipoteğin kaldırılması amacıyla dava açmış, dava dilekçesinde ipoteğin tesis edilme sebebi olan ev kredisi borcu kapatıldığı halde ipoteğin kaldırılmamasının hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Banka ise cevap dilekçesinde, ipotek sözleşmesinde Borçlu’nun doğmuş ve doğacak tüm borçlarının 120.000 TL’ye kadarının ipotek kapsamında olduğunu belirtmiş, üst sınır ipoteğinin tek bir borç için teminat teşkil etmediğini savunmuştur. Banka’ya göre ciro edilen çeklerdeki borç ipotek kapsamındadır ve borcun ödenmemesi dolayısı ile söz konusu ipoteğin fekki istenemez.

İlk derece mahkemesi ipoteğin kaldırılmasına karar vermiştir. Söz konusu karar istinaf yoluna taşınmış, istinaf mahkemesi Banka lehine tesis edilen ipoteğin üst sınır ipoteği olduğu ve üst sınır ipoteğinde ipoteğin kaldırılabilmesi için teminat altına aldığı herhangi bir alacağın bulunmaması gerektiğini ancak tesis edilen ipoteğin yalnızca kredi sözleşmesini teminat altına almadığını, kredi sözleşmesi dışında Borçlu’nun Bankaya sair bankacılık ve borç işlemlerinden dolayı doğmuş ve doğacak asalet ve kefalet borçlarının teminatını teşkil etmek üzere de verildiğini ifade etmiş ve ilk derece mahkemesinin kararını kaldırarak davayı reddetmiştir. Başvurucu, bu karara karşı temyiz yoluna başvurmuş, dilekçesinde ipotek senedinin birinci ve ikinci sayfalarında ipoteğin kapsamına ilişkin çelişki bulunduğunu belirtmiştir. Başvurucu, Borçlu’nun üçüncü kişilere olan borçlarının ipotek kapsamında kabul edilmesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır. Yargıtay, istinaf mahkemesinin verdiği kararı onamıştır. Başvurucu daha sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

Başvurucu, ipotek tesis edilirken Borçlu’nun sadece Bankaya olan borçlarının dikkate alındığını, üçüncü kişilere olan borçlarının da ipotek kapsamına alınması niyetinin bulunmadığını, Banka tarafından hazırlanan maktu sözleşme metninin içeriğinin bilinme ihtimali söz konusu olmadığı gibi Bankaca kredi sözleşmesine yönelik aydınlatıcı bilgi de verilmediğini, ipoteğin teminat altına aldığı alacağa bağlı olması ilkesi gereğince alacak sona erince kendiliğinden hükümsüz hale geldiğini ifade etmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi

Anayasa Mahkemesi, ipotek kavramının kendi başına mülkü kaybettirici bir işlem olmasa da taşınmazın mülkiyetinin kaybedilmesi riskini içinde barındırdığını belirtmiştir. Öte yandan bir taşınmazın üzerinde ipotek tesis edilmesi taşınmazın değerini belli ölçüde etkilediği gibi malikin taşınmaz üzerinde tasarrufta bulunma imkanını da sınırlandırdığını ifade etmiş ve ipoteğin malike kayda değer şekilde külfet yükleyen bir mülkiyet kısıtlaması olduğunu ortaya koymuştur.

Anayasa Mahkemesi’ne göre, somut olaydaki ipotek senedine bakıldığında senedin ilk sayfasında Borçlu’nun kullanmış olduğu veya kullanacağı kredilerden doğan borçların ipotek kapsamında olduğu belirtildiği halde ipotek senedinin ikinci sayfasında ipoteğin Borçlu’nun kullandığı kredilerin yanında sair bankacılık ve borç işlemlerinden doğan borçlar ile herhangi bir şekilde Banka’ya karşı doğmuş borçları da içermektedir. Bu anlamda ipotek senedinde çelişkili hükümlere yer verilmektedir. Mahkemeye göre Bölge Adliye Mahkemesi ipotek senedinin yalnızca ikinci sayfasındaki hükmü gözeterek karar vermiş, temyiz aşamasında Başvurucu bu hususun tarafların iradeleri arasındaki uyumsuzluğun işareti olduğunu ileri sürdüğü halde Yargıtay buna yönelik olarak herhangi bir değerlendirme yapmamıştır.

Mahkemeye göre istinaf mahkemesinin yorumu nedeniyle başvurucu makul olarak öngöremeyeceği ağır bir külfetle karşılaşmıştır. Bu yorum başvurucunun, Borçlu’nun Banka dışındaki üçüncü kişilere olan ve ipoteğin tesis edildiği 12.08.2008 tarihinden önce doğmuş ya da bu tarihten sonra doğacak olan her türlü borcunu üstlenme riskine yol açmıştır. Bu kapsamda başvurucu ciddi bir belirsizlik ve öngörülmezlikle karşılaşmıştır. Anayasa Mahkemesi ayrıca Borçlu’nun üçüncü kişilere olan borcunu temellük etme konusunda Banka lehine ciddi bir ticari avantaj sağlandığını, bu durumun başvurucunun menfaati ile ipotek alacaklısı Banka’nın menfaati arasında kurulması gereken adil dengeyi bozduğunu ortaya koymuştur.

Bu değerlendirme doğrultusunda Anayasa Mahkemesi ipoteğin kapsamı konusunda tarafların iradeleri arasında uyumun bulunup bulunmadığının kesinliğe kavuşturulmasının, ipotek kapsamında kalan borcun başvurucu tarafından makul olarak öngörülemeyecek derecede genişletilmesinin ve bu suretle başvurucunun ölçüsüz bir külfete maruz bırakılmasının ipotek alacaklısı ile ipotek borçlusunun menfaatleri arasında ciddi bir dengesizliğe yol açtığı, bu nedenle devletin Anayasa'nın 35. maddesinin öngördüğü pozitif yükümlülüklerinin ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulmuş ve Karar’ın bir örneğini ilk derece mahkemesine göndermiştir.

Sonuç

Anayasa Mahkemesi ipotek hakkının niteliği gereği ilgili kararıyla ipoteğin kapsamının daha açık bir şekilde ifade edilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymuştur. Karar, bankaların yerleşik uygulamalarında ipotek senedine eklenen ifadelerin birbiri ile uyumlu olması konusunda dikkat çekicidir.


Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.

Diğer İçerikler

Hukuk Postası
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Genel İşlem Koşullarında Yazılmamış Sayılma Yaptırımı

Genel işlem koşulları, yalnızca tüketici işlemlerinde değil; otomotiv, bankacılık, sigortacılık, telekomünikasyon ve enerji gibi belirli sektörlerdeki ticari işlemlerde de yaygın olarak kullanılır. Nitekim, genel işlem koşulları...

Borçlar Hukuku Ocak 2022
Hukuk Postası
Türk Hukukunda Bitcoin’in Yeri
Borçlar Hukuku Kasım 2020
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Kira Sözleşmelerinde Yeni Dönem
Borçlar Hukuku Haziran 2020
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Grup İçi Borçlanma
Borçlar Hukuku Aralık 2018
Hukuk Postası
Banka Teminat Mektupları
Borçlar Hukuku Eylül 2017
Hukuk Postası
Türkiye’de Elektronik Sözleşmeler
Borçlar Hukuku Temmuz 2017
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Kiralayanın Hapis Hakkı
Borçlar Hukuku Nisan 2017
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Türk Hukuku’nda Ceza Koşulu (Cezai Şart)
Borçlar Hukuku Eylül 2016

Yaratıcı hukuk çözümleri için iletişime geçin.