İhalenin Feshi Talebinin Reddi Hâlinde Hükmedilen Para Cezasının Mahkemeye Erişim Hakkı Bakımından Değerlendirilmesi
Giriş
İhalenin feshi talebinin esastan reddedilmesi hâlinde talepte bulunan kişi aleyhine para cezasına hükmedilmesi, cebrî icra sürecinin sürüncemede bırakılmasını önlemeye ve ihalenin kısa sürede kesinleşmesini sağlamaya yönelik bir tedbirdir. Bununla birlikte söz konusu yaptırım, ihalenin hukuka aykırı olduğunu ileri süren kişinin yargı yoluna başvurmasını önemli ölçüde güçleştirebilir. Bu nedenle yaptırımın amacı kadar somut olayda nasıl uygulandığı, özellikle cezanın miktarı belirlenirken başvurucunun iddialarının niteliğinin ve ekonomik durumunun dikkate alınıp alınmadığı da önem taşır.
Bu makalede, Anayasa Mahkemesi’nin 17.09.2026 tarihli ve 33373 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan 2022/49505 başvuru numaralı ve 20.05.2026 tarihli kararı[1] (“Karar”) çerçevesinde, ihalenin feshi talebinin reddi üzerine hükmedilen para cezasının mahkemeye erişim hakkı bakımından taşıması gereken güvenceler incelenmektedir. Karar, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (“İİK”) 134. maddesinde hâkime tanınan takdir yetkisinin gerekçeli ve somut olaya özgü kullanılmasının anayasal bir gereklilik olduğunu ortaya koyması bakımından önem taşır.
İlk Derece Mahkemesi, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay Kararları
Somut olayda, başvurucu şirketin bir bankadan kullandığı kredinin teminatı olarak üçüncü kişiye ait bir taşınmaz üzerinde ipotek tesis edilmiştir. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla başlatılan takip sonucunda taşınmaz ihale yoluyla satılmıştır.
Başvurucu, ihalenin feshi gerektiği iddiasıyla davalı banka aleyhine dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; takip dosyasından ödeme emri ekinde takibe dayanak belge suretlerinin tarafına gönderilmediğini, ödeme emrinin usulsüz tebliğ edildiğini, gönderilen ödeme emrinde borç miktarının iki katı tutarında düzenlenerek tebliğ edildiğini, dolayısıyla icra müdürlüğü tarafından borç miktarının taraflarına doğru şekilde bildirilmediğinden takibin kesinleşmesinin ve satış işlemlerinin yapılmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Diğer yandan hesap kat ihtarnamesi usulüne uygun olarak tebliğ edilmediğinden satışın durdurulması ve takibin iptaline yönelik dava açtıklarını, açılan davanın istinaf aşamasında olduğunu ve üzerindeki ihtilaf kalkmamış bulunan bir icra takibinde ipotekli taşınmazın satışının yapılmasının açıkça hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. Ayrıca satış ilanında ve şartnamesinde taşınmazın önemli özelliklerinin de belirtilmediğini vurgulamıştır.
Dosyayı inceleyen İlk Derece Mahkemesi, 02.12.2021 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Mahkeme; ödeme emrinin başvurucu vekiline elektronik tebligat yoluyla ulaştırıldığını, takibe dayanak belgelerin tebliğ edilmemesine ilişkin iddianın ise ihalenin feshi davasının konusu olmadığına hükmetmiştir. Diğer yandan hesap kat ihtarnamesinin başvurucu şirkete tebliğ edildiğini; takip talebinde ve ıslak imzalı icra emrinde borç miktarının 3.996.294,46 TL olarak gösterildiğini, UYAP’ta 7.992.588,92 TL olarak görünen tutarın aynı kalemlerin sisteme iki kez girilmesinden kaynaklandığını ve bu durumun ihalenin feshini gerektirmediğini değerlendirmiştir.
Ayrıca satış ilanı ve şartnamesinde taşınmazın önemli niteliklerine yer verilmediği yönündeki iddianın süresinde şikâyet konusu yapılmadığını, ihale hazırlık işlemlerine ilişkin daha önce açılan davanın da reddedilerek kesinleştiği belirtilmiştir. Bu gerekçelerle ihale işlemlerinin hukuka uygun olduğu ve ileri sürülen iddiaların ihalenin feshini gerektirmediği sonucuna ulaşılmıştır.
Bölge Adliye Mahkemesi, icra emri ile bu emrin tebliğine ilişkin usulsüzlük iddialarının ihalenin feshi davasında incelenemeyeceği, önceki şikâyet dosyasının kesinleştiği ve resen gözetilecek bir fesih nedeni bulunmadığı gerekçeleriyle istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Mahkeme, uyuşmazlıkta ileri sürülen fesih nedenleri, taşınmazın değeri ve ihale bedelini dikkate alarak İlk Derece Mahkemesi’nin yüzde on oranında para cezasına hükmedilmesine yönelik kararının da yerinde olduğuna kanaat getirmiştir.
Karar, Yargıtay tarafından onanmış, böylelikle başvurucu aleyhine hükmedilen para cezası kesinleşmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi
Başvurunun temelinde, İİK m. 134 uyarınca ihalenin feshi talebinin reddedilmesine bağlanan para cezası bulunmaktadır. Başvurucunun ihalenin feshi davasını açtığı tarihte yürürlükte olan düzenlemeye göre mahkemenin talebi reddetmesi hâlinde, ihalenin feshini isteyen davacı aleyhine, feshi talep edilen ihale bedelinin yüzde onu tutarında para cezasına hükmedilmesi zorunluydu. Başka bir ifadeyle, mahkemenin somut olayın özelliklerini dikkate alarak daha düşük bir ceza belirleme konusunda takdir yetkisi bulunmamaktaydı.
Bununla birlikte, yargılama devam ederken 24.11.2021 tarihli ve 7343 sayılı Kanun’la hüküm değiştirilmiş ve talebin esastan reddi hâlinde ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına hükmedilmesi öngörülmüştür. Böylece sabit oranlı yaptırım yerine, hâkime somut olayın özelliklerine göre ceza oranını belirleme yetkisi tanınmıştır[2]. İİK’nın geçici 18. maddesi uyarınca bu değişikliğin henüz hüküm verilmemiş dosyalarda uygulanacağı, temyiz incelemesindeki dosyalarda ise yalnızca ceza oranındaki değişikliğin tek başına bozma nedeni yapılamayacağı ancak Yargıtay’ın yeni düzenlemeyi uygulayarak hükmü düzeltebileceği kabul edilmiştir[3].
Başvurucu, bu düzenleme uyarınca ihale bedelinin yüzde onu oranında hükmedilen para cezasının gerekçesiz olduğunu ve ödeme gücü dikkate alınmadan üst sınırdan uygulanmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, şikâyetin özünün açılan davanın reddine ek olarak başvurucuya mali bir yükümlülük getirilmesine ilişkin olduğunu belirterek iddiayı Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelemiştir.
Anayasa Mahkemesi’ne göre mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesini ve etkili biçimde karara bağlanmasının istenebilmesini güvence altına almaktadır. Bununla birlikte bu hak mutlak değildir. Yargılama sonucunda davacıya harç, gider veya para cezası yüklenmesi mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturabilirse de müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması, meşru bir amaç izlemesi ve ölçülü olması hâlinde bu sınırlama anayasal bakımdan kabul edilebilir.
Anayasa Mahkemesi, somut olaydaki müdahalenin İİK m. 134’e dayandığını dolayısıyla kanunilik şartını sağladığını, bunun yanında hükmün belirli ve öngörülebilir olduğunu tespit etmiştir[4]. İhalenin kısa sürede kesinleşmesini sağlama, gereksiz başvuruları önleme, alacaklının alacağına zamanında kavuşmasını ve ihale alıcısının haklarını koruma amaçlarının da meşru olduğunu kabul etmiştir. Bu nedenle inceleme, başvurucu aleyhine hükmedilen para cezasının ölçülü olup olmadığı üzerinde yoğunlaşmıştır.
Anayasa Mahkemesi, ölçülülük incelemesini elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkeleri çerçevesinde yürütmüştür. Anayasa Mahkemesi’ne göre ihalenin feshi talebinin esastan reddedilmesi üzerine para cezasına hükmedilmesi, ihale sürecinin gereksiz yere uzatılmasını önleme amacı bakımından elverişli ve gerekli bir araç olabilir. Bununla birlikte yaptırım, ihalenin hukuka aykırı olduğunu ileri süren kişilerin dava açmasını önemli ölçüde kısıtlayacak bir ağırlığa ulaşmamalıdır.
Karar’da, ihalenin kısa sürede kesinleşmesindeki yarar ile başvurucunun mahkemeye erişimdeki menfaati arasında adil bir denge kurulması gerektiği açıklanmıştır. Anayasa Mahkemesi’nin de açıkladığı üzere, İİK m. 134’te yapılan değişiklikle hâkime yüzde ona kadar ceza belirleme konusunda takdir yetkisi tanınmış ve cezanın somut olayın özelliklerinden bağımsız olarak sabit bir oran üzerinden uygulanmasından kaynaklanan sorun kanun düzeyinde giderilmiştir. Bununla birlikte, bu takdir yetkisinin somut ve denetlenebilir gerekçelerle kullanılması gerekmektedir.
Anayasa Mahkemesi, özellikle İlk Derece Mahkemesi’nin, kanun değişikliğinin yürürlüğe girmesinden iki gün sonra karar vermesine rağmen para cezasını neden üst sınırdan uyguladığını gerekçelendirmediğini ele almıştır. Bu doğrultuda, Bölge Adliye Mahkemesi’nin de yalnızca taşınmazın değeri ile ihale bedeline atıfta bulunarak yüzde on oranındaki para cezasının yerinde olduğu yönündeki kararını uygun bulmamıştır. Ayrıca, Yargıtay’ın somut olayda başvurucu lehine olan kanun değişikliğini ve istinaf kararındaki gerekçe eksikliğini incelemeden kararı onadığı belirtilmiştir.
Bu itibarla, Anayasa Mahkemesi ihale bedelinin yüzde onu üzerinden belirlenen para cezasının somut gerekçeler ortaya konulmadan uygulanmasının başvurucuya olağanın ötesinde bir külfet yüklediği sonucuna ulaşmıştır. Alacaklının haklarının korunmasındaki yarar ile başvurucunun ihalenin feshini dava edebilmesindeki menfaat arasında adil bir denge kurulamaması nedeniyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahale ölçüsüz bulunmuştur. Bu gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.
Anayasa Mahkemesi, ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığını belirterek ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına ve kararın bir örneğinin İlk Derece Mahkemesi’ne gönderilmesine hükmetmiştir. Yeniden yargılamanın yeterli giderim sağlayacağı gerekçesiyle başvurucunun tazminat talebini ise reddetmiştir.
Değerlendirme ve Sonuç
İnceleme konusu Karar, ihalenin feshi talebinin esastan reddi üzerine hükmedilecek para cezasının doğrudan kanunda öngörülen üst sınır üzerinden belirlenemeyeceğini açıkça ortaya koymaktadır. İİK m. 134’te “yüzde onuna kadar” ifadesine yer verilmiş olması, mahkemelere somut olayın özelliklerine göre gerekçeli bir ölçülülük incelemesi yapma yükümlülüğü getirmektedir. Karar, bu yönüyle mahkemelerin gerekçeli karar verme yükümlülüğü bakımından da önem taşımaktadır.
Bu çerçevede mahkemenin, öncelikle ihalenin feshi talebinin niteliğini değerlendirmesi gerekir. Talebin sırf icra sürecini uzatmaya yönelik olup olmadığı, dayanılan iddiaların açıkça temelsiz sayılıp sayılamayacağı, başvurucunun satıştan önceki aşamalarda hukuka aykırılıklara müdahale etme imkânının bulunup bulunmadığı ve iddiaların ciddiyeti ceza oranının belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Bunun yanında cezanın tutarı ile başvurucunun ekonomik durumu birlikte incelenmeli, yaptırımın dava hakkının kullanılmasını caydırıcı veya anlamsız kılacak bir ağırlığa ulaşıp ulaşmadığı ortaya konulmalıdır.
Anayasa Mahkemesi’nin ulaştığı sonuç, ihalenin süratle kesinleşmesi ile mahkemeye erişim hakkı arasında kurulması gereken dengenin somutlaştırılması bakımından önem taşımaktadır. Karar, ihalenin feshi talebinin reddi hâlinde salt para cezasına hükmedilmiş olmasının Anayasa’ya aykırı olmadığını ortaya koymaktadır. Bununla birlikte Karar’da, somut olayın özellikleri değerlendirilmeden cezanın doğrudan kanunda öngörülen üst sınırdan uygulanmasının mahkemeye erişim hakkıyla bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
- Anayasa Mahkemesi, B. No: 2022/49505, T. 20.05.2026, RG 17.09.2026/33373. https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/09/20260917-14.pdf (Erişim Tarihi: 20.09.2026)
- Yıldırım, Mehmet Kâmil/ Deren-Yıldırım, Nevhis: İcra ve İflas Hukuku, 9. Baskı, İstanbul, Beta, 2025, s. 328; Görgün, L. Şanal/Börü, Levent/Kodakoğlu, Mehmet: İcra ve İflâs Hukuku, 6. Baskı, Ankara, Yetkin, 2025, s. 335-336.
- Anayasa Mahkemesi, bu yöndeki Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2022/12645, K. 2023/66, T. 10.01.2023 ve Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/2251, K. 2023/5637, T. 04.10.2023 kararlarına atıf yapmıştır.
- Anayasa Mahkemesi, E. 2012/68, K. 2012/182 sayılı ve 22.11.2012 tarihli kararında, ihalenin feshi talebinin reddi hâlinde para cezasına hükmedilmesini öngören düzenlemeyi Anayasa’ya aykırı bulmamıştır. Detaylı bilgi için bkz. Yıldırım/Deren-Yıldırım, s. 328.
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.
Diğer İçerikler
Konkordato, borçlarını vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan borçluya, vade verilmek ya da indirim yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilme veya muhtemel bir iflastan kurtulma imkânı tanır…
Konkordato sürecinde yabancı para alacaklarının hangi tarihteki kur üzerinden Türk lirasına çevrileceği meselesi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda (“İİK”) açıkça düzenlenmemiş olması nedeniyle öğretide ve uygulamada tartışmalara konu olmaktadır. Özellikle…
Yakın tarihli bir Anayasa Mahkemesi (AYM) kararı ile (Anayasa Mahkemesi’nin 6 Mart 2025 tarihli ve E.2024/53, K.2025/73 sayılı kararı), İcra ve İflas Kanunu (İİK) m.89/3’te üçüncü kişinin menfi tespit davası açması hâlinde ispat yükünün üçüncü kişiye ait olmasını öngören kuralın anayasaya uygunluğu...
19 Haziran 1932 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda (“İİK”), bu zamana kadar onlarca değişiklik yapıldı. Bunların en önemlilerinden biri, şüphesiz 15 Mart 2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, 7101 sayılı, “İcra Ve İflâs Kanunu Ve Bazı...
Genel anlamda konkordato, takip hukuku çerçevesinde düzenlenmiş bir tür kalan borçtan kurtulma usulüdür.Borçlarını vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen borçlunun, belli bir zaman dilimi içerisindeki bütün borçlarının alacaklılar tarafından kanunda gösterilen nitelikli çoğunlukla kabul edilmesi ve yetkili mahkemenin...
Kamuoyunda 7. Yargı Paketi olarak bilinen, bir nevi “torba yasa” olan 7445 sayılı “İcra ve İflas Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” 05.04.2023 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Kanun, adından da anlaşılacağı üzere, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda (“İİK”) çok sayıda...
2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda (“İİK”) 285 vd. maddelerinde düzenlenen konkordato kurumu ile borçlarını vadesi geldiği halde ödeyemeyen veya ödeyememe tehlikesi altında olan borçlular için iflas öncesinde borçlarını yeniden yapılandırma ve iflas riskini bertaraf etme imkânı getirilmiştir. 2018 yılında...
31994 sayılı ve 25.10.2022 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan, Anayasa Mahkemesi’nin 14.09.2022 tarihli kararı (“AYM Kararı”), başvurucuların istinaf taleplerine ilişkin istinaf başvuru süresinin kararın tefhiminden itibaren başlamasının mahkemeye erişim hakkını ihlal edip etmediğini incelemektedir...
Kamuoyu nezdinde “5. Yargı Paketi” olarak isimlendirilen ve 30.11.2021 tarihli, 31675 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7343 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile, başta 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu olmak üzere muhtelif kanunlarda...