İfa Zamanı Gelmemiş Alacak İçin Açılmış Davanın Usulden Reddedilmesi Gerektiğine İlişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı

31.10.2022 Gülnur Çakmak

Giriş

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Hukuk Daireleri arasında, henüz ifa zamanı gelmemiş bir alacak için açılmış bir davada, mahkeme tarafından ifa zamanı henüz gelmediği gerekçesiyle usulden mi yoksa esastan mı ret kararı verilmesi ve buna bağlı olarak tayin edilecek avukatlık ücretinin maktu veya nispi olması gerektiği noktasında görüş ayrılıkları bulunur.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı (“Kurul”), ifa zamanı gelmemiş bir alacak için açılmış davada, mahkemece ifa zamanının henüz gelmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğine ilişkin 18.02.2022 tarihli ve 2019/5 E., 2022/1 K. Sayılı kararı (“Karar”)[1] ile Yargıtay Hukuk Daireleri arasındaki görüş ayrılıklarını gidermiştir. Bu makalede, Karar’a konu kavramlar, görüş ayrılıkları ve Karar’ın gerekçesi incelenir.

İfa Zamanı Gelmemiş Alacak İçin Açılmış Davanın Usulden Reddedilmesi Gerektiğine İlişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı
% 0

Kavramlara Genel Bakış

İfa

Borç ilişkisini sona erdiren kavramlardan bir tanesi olan ifanın, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda (“TBK”) tanımı yer almaz. İfa kavramı, kısaca borçlanılan edimin yerine getirilmesi olarak tarif edilebilir. Karar’da belirtildiği üzere ifa, borcun amacıdır. Borcun tam ve doğru bir şekilde, bir başka deyişle gereği gibi ifa edilmesi için, borçlanılan edimin, ifanın taraflarına, yer ve zamanına, miktar ve niteliğine uygun olarak eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesi gerekir.[2]

İfa Zamanı

İfa zamanı, TBK m. 90 vd.’da düzenlenir ve alacaklının ifayı talep etme hakkının doğduğu anı ifade eder. Dolayısıyla ifa zamanının gelmesiyle birlikte alacaklı, borçludan edimin ifasını isteyebilir, gerektiğinde bu amaçla dava açabilir, borçlunun ise edimi ifa etme yükümlülüğü başlar. Bir borcun zamanaşımı süresi de ifa zamanı ile birlikte işlemeye başlar. İfa zamanı borcun “muaccel” olduğu zamandır.[3]

TBK m. 90 uyarınca “ifa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça veya hukuki ilişkinin özelliğinden anlaşılmadıkça her borç, doğumu anında muaccel olur”. Madde metninden anlaşıldığı üzere, kural olarak borç doğumu anında muaccel olur ve ifası talep edilebilir. Ancak ifa zamanına ilişkin hükümler düzenleyici mahiyettedir ve taraflar bunların aksini kararlaştırabilir. İfa zamanı taraflarca kararlaştırılmış ise, yani bir vade belirlenmiş ise vade tarihine kadar borcun ifası istenemez.[4]

Vade, zaman süreci içindeki belirli bir zamanı ifade eder. İfa zamanın süre ile belirlenmesi de mümkündür. Süre, belirli bir zaman aralığını, bir zaman bölümünü ifade eder. İfa zamanının süre ile belirlenmesi için bir başlama, bir de sona erme tarihi bulunmalıdır. Vadede, “ne zaman” sorusuna cevap verilirken, sürede “ne zamana kadar” sorusuna cevap verilir. Vade, sürenin zaman yönünden son sınırını oluşturur[5]. Henüz vadesi gelmemiş borca “müeccel borç” denir.

Dava Şartları

Dava şartları bir dava hakkında esasa girilebilmesi ve esas hakkında inceleme yapılabilmesi için bulunması gereken şartlardır. Dava şartları, mahkemeye ilişkin dava şartları, taraflara ilişkin dava şartları ve dava konusuna ilişkin dava şartları olmak üzere üç kategori altında incelenir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) m. 114 dava şartlarını düzenler.

HMK m. 115 uyarınca dava şartlarının varlığı, davanın her aşamasında mahkemece kendiliğinden araştırılır ve taraflar da dava şartının bulunmadığını her zaman ileri sürebilirler. Dava şartlarının eksik olduğu tespit edilirse, dava usulden reddedilir. Ancak eksik olan dava şartının giderilmesi mümkünse mahkeme, bunun tamamlanması için kesin süre verir. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemişse davayı dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddeder. Ancak dava şartı noksanlığı, mahkemece, davanın esasına girilmesinden önce fark edilmemiş, taraflarca ileri sürülmemiş ve fakat hüküm anında bu noksanlık giderilmişse, başlangıçtaki dava şartı eksikliği sebebiyle, dava usulden reddedilmez.

Davanın dava şartı yokluğu sebebiyle reddedilmesine ilişkin karar, usule ilişkin nihai bir karardır ve karara karşı kanun yollarına başvurulabilir. Dava şartı yokluğundan reddedilen dava, eksik olan dava şartı giderildikten sonra tekrar açılabilir.[6]

Hukuki Yarar

Hukuki Yarar, HMK m. 141/1-h uyarınca dava şartlarından bir tanesidir. Buna göre, davacının sübjektif hakkına hukuki korunma sağlanması hususunda mahkemeye başvurmasında hali hazırda hukuken korunmaya değer bir yararının bulunması gerekir. Davacı, hakkına kavuşmak için dava tarihi itibariyle mahkeme kararına ihtiyaç duymuyorsa, hukuki yararın varlığından söz edilemez. Şüpheli ya da ileride ortaya çıkacak muhtemel belirsiz bir yarar hukuki yarar sayılmaz.

Dava açmaktaki yarar, hukuk düzenince kabul edilmiş meşru bir yarar olmalıdır. İdeal veya ekonomik bir yarar tek başına yeterli değildir. Hukuki yarar, dava açan hak sahibi ile ilgili olmalı ve dava açıldığı sırada halen mevcut olması gerekir. Son olarak, açılacak dava, ortaya çıkacak tehlikeyi bertaraf edecek nitelikte olmalıdır.[7]

Dava açan kişinin hukuki yararı yoksa, dava süre verilmeden usulden reddedilir. Zira, dava şartı olan hukuki yarar eksikliği belli bir süre verilerek giderilemez. Hukuki yarar yokluğu, hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınabileceği gibi, taraflarca da her zaman ileri sürülebilir.[8]

Yargıtay Hukuk Daireleri Arasındaki Görüş Ayrılığı

Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesi, erken açılan davanın reddi veya sözleşmenin henüz ayakta ve taraflar arasında geçerli iken verilenlerin geri istenemeyeceğine ilişkin ret kararlarında mahkeme tarafından yapılan değerlendirmenin işin esasına yönelik olduğu, bir alacağın doğumu ya da talep edilebilmesinin taraflarca şarta bağlanması durumunda da mahkemece şartın gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesi gerektiği, aynı şekilde muaccel olmayan bir alacak hakkında başlatılan icra takibi sebebiyle açılan menfi tespit ve itirazın iptali davalarında da alacağın muaccel olup olmadığının değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle esastan ret ile nispi vekalet ücreti verilmesi yönünde karar verilmesi gerektiğini savunmaktadır.

Yargıtay 4, 8, 9, 11, (kapatılan) 15, (kapatılan) 22, (kapatılan) 23. Hukuk Daireleri ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu özetle, muacceliyetin; ifanın alacaklı tarafından istenebilir hale gelmesini ifade ettiği, henüz vadesi gelmemiş borçta borcun ifa edilebilir olması ve ifa edilmesinin talep edilebilmesi için belli bir sürenin geçmesi gerektiği, tarafların borcun muacceliyetini bir vadeye bağlayabilecekleri gibi, bu durumda vade gelene kadar borcun talep edilemeyeceği, henüz ifa zamanı gelmemiş bir borcun talep edilmesi halinde, davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddedileceği, borçlunun borcunu ifa etmeyeceğini vadeden önce beyan etmesi, borcun ifasının imkansızlığının vadeden önce belli olması hallerinin bunun istisnası olduğu, bu sebeple zamansız açılmış olması halinde dava şartı yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi m. 7/2’de yazılı olduğu şekilde maktu vekalet ücretine karar verilmesi gerektiği görüşündedir. Bununla birlikte, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun, ifa zamanı gelmemiş bir alacak için açılmış davada esastan ret kararı verilmesi gerektiği yönünde de kararları bulunur.

Gerekçe

Kurul, dava hakkının temel hak ve özgürlüklerden hak arama özgürlüğünün bir tezahürü olduğunu ve bu çerçevede herkesin haklarını ve hukuken korunan menfaatlerini gerçekleştirmek veya korumak amacıyla mahkemeye başvurmasına imkân sağladığını belirtir. Ancak bir davanın esasına ilişkin karar verilebilmesi için hukuken korunmaya değer bir menfaatin bulunması gerektiğini, dava şartı niteliğini haiz olan hukuki yararın eksikliği halinde ise davanın esasına girilemeyeceğini ayrıca vurgular.

Gerekçede ifa zamanı gelmemiş bir alacak için açılan davada hukuki yarardan söz edilemeyeceği, ifa zamanından önce borcun ifasının talep edilemeyeceğinden alacaklının bu durumda doğmuş ve güncel bir menfaatinin bulunmadığı ifade edilir. TBK m. 90’a göre taraflarca kararlaştırılmamış veya işin mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça her borç doğduğu anda muaccel olur, ancak tarafların ifa zamanını açık veya örtülü olarak belirleyebilirler. Borcun istenebilir hale gelebilmesi için muaccel olması, yani kararlaştırılmış ifa zamanının gelmiş olması gerekir; alacaklı, ancak borcun muaccel olmasıyla borçludan ifayı isteyebilir ve borçluyu dava edebilir.

Kurula göre, ifa zamanı gelmemiş bir alacak için açılmış davanın, erken açılmış dava niteliğinde olur ve bu davanın açılmasında hukuki yarar bulunmaz. Nitekim davanın esastan değil hukuki yarar yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiği belirtilir.

Sonuç

Kurul, ifa zamanı gelmemiş bir alacak için açılmış davada, mahkemece ifa zamanının henüz gelmediği gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varmış ve bu yönde içtihatların birleştirilmesine karar vermiştir.

Kaynakça
  • Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 2019/5 E., 2022/1 K., 18.02.2022 (RG, S. 32003, 4.11.2022).
  • Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara, 2019, s. 1020.
  • Eren, s. 1064.
  • Oğuzman, M. Kemal/Öz, M. Turgut: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt 1, İstanbul, 2021, s. 353.
  • Eren, s. 1066.
  • Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet: Hukuk Muhakemeleri Kanunu Hükümlerine Göre Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2011, s. 301.
  • Karslı, Abdurrahim: Medeni Muhakeme Hukuku, İstanbul, 2014, s. 401; Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 296.
  • Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s. 300.

Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.

Diğer İçerikler

Yargıtay Kararları Işığında Medeni Usul Hukuku’nda Kesinlik Sınırı Sorunu
Hukuk Postası
Yargıtay Kararları Işığında Medeni Usul Hukuku’nda Kesinlik Sınırı Sorunu

Hukukumuzda kesinlik sınırı istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurulabilmesi için kanunla öngörülmüş olan parasal sınırlardır. Alacak miktarı veya dava değeri bu belirtilen parasal sınırların üstünde olan ilk derece ve istinaf mahkemeleri kararlarına karşı bir üst mahkemeye başvurma imkanı mevcutken, parasal...

Medeni Usul Hukuku 31.10.2022
Islah Prosedürünün Uygulaması ile İlgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Güncel Tarihli Kararı
Hukuk Postası
Islah Prosedürünün Uygulaması ile İlgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun Güncel Tarihli Kararı

Islah genel anlamda, tarafların iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağına bir istisna olarak öngörülmüştür ve bu yasak sebebiyle gerçekleştiremedikleri usuli işlemleri kısmen veya tamamen düzeltmelerine denir. Islah, tek taraflı ve açık bir irade beyanıdır ve...

Medeni Usul Hukuku 31.07.2022
Kamulaştırılan Taşınmazın Kamulaştırma Amacına Uygun Kullanılmaması Hakkında Güncel Anayasa Mahkemesi Kararı
Hukuk Postası
Kamulaştırılan Taşınmazın Kamulaştırma Amacına Uygun Kullanılmaması Hakkında Güncel Anayasa Mahkemesi Kararı

Anayasa Mahkemesi 29.09.2021 tarihli ve 2018/357 başvuru numaralı kararında (“Karar”) yaptığı inceleme sonucunda, başvurucunun toplu konut yapımı amacıyla kamulaştırılan taşınmazlarının kamulaştırma amacına uygun olarak kullanılmaması...

Medeni Usul Hukuku Mart 2022
Belirsiz Alacak Davasının Şartlarına İlişkin Güncel Bir Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı
Hukuk Postası
Belirsiz Alacak Davasının Şartlarına İlişkin Güncel Bir Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararı

Belirsiz alacak davasının koşulları son dönemde sıkça Yüksek Mahkeme’nin inceleme ve değerlendirmesine konu olmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 07.07.2021 tarihinde verdiği 2021/485 E., 2021/971 K. sayılı kararında (“Karar”), kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti alacağına ilişkin...

Medeni Usul Hukuku Kasım 2021
Çelişkili Davranma Yasağı
Hukuk Postası
Çelişkili Davranma Yasağı
Medeni Usul Hukuku Eylül 2021
Tebligat Hukukuna İlişkin Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı
Hukuk Postası
Kesin Mahkeme Kararlarına Karşı Başvuru Uygulaması
Hukuk Postası
Kesin Mahkeme Kararlarına Karşı Başvuru Uygulaması

Kanun yolları, mahkeme kararlarının denetlenerek yargılama hatalarının giderilmesini sağlaması açısından hukuk devletinin vazgeçilmezidir. Ancak, uyuşmazlıkların bir noktada sonlandırılması ve kararların kesinleşmesi gerekir. Bu Hukuk Postası makalesinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu...


Medeni Usul Hukuku Mart 2021
Türk İspat Hukukunda Delil Sözleşmesi
Hukuk Postası
Türk İspat Hukukunda Delil Sözleşmesi
Medeni Usul Hukuku Ocak 2020
İsviçre Federal Mahkemesi’nin Forum Shopping Kararı
Hukuk Postası
Bölge Adliye Mahkemesi Kararlarına Karşı Kanun Yoluna Başvurulması
Hukuk Postası
Bölge Adliye Mahkemeleri’nin Kuruluşu, Yapısı ve İşleyişi
Hukuk Postası
Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi
Hukuk Postası

Yaratıcı hukuk çözümleri için iletişime geçin.