Mahkemece Kanun Yolu Süresinin Hatalı Gösterilmesinin Mahkemeye Erişim Hakkı Bakımından Sonuçlarına İlişkin Anayasa Mahkemesi Kararı
Giriş
Adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, yalnızca kişilerin bir uyuşmazlığı ilk derece mahkemesi önüne taşıyabilmesini değil, mevzuatta öngörülen kanun yollarına etkili şekilde başvurabilmesini de kapsar. Bu nedenle, istinaf, temyiz veya karar düzeltme gibi kanun yollarına başvuru imkânının kullanılabilir ve öngörülebilir olması, mahkemeye erişim hakkının korunması bakımından önem taşır.
Kanun yollarına başvurunun belirli sürelere tabi tutulması ise hukuki güvenlik ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması bakımından meşru bir sınırlama niteliğindedir. Bununla birlikte, kanun yolu sürelerinin ilgililer bakımından açık, öngörülebilir ve doğru şekilde gösterilmesi gerekir. Zira yargı mercilerinden kaynaklanan hatalı bir bilgilendirme nedeniyle kişinin kanun yoluna başvuru hakkını etkili olarak kullanamaması, mahkemeye erişim hakkı bakımından anayasal bir sorun doğurabilir.
Bu kapsamda, Anayasa Mahkemesi’nin 16.04.2026 tarihli ve 33226 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 07.01.2026 tarihli ve 2023/5880 başvuru numaralı Ege Enerji Entegre Tarım ve Gıda Sanayi Ticaret A.Ş. başvurusu[1] (“Karar”), mahkeme kararında kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesinin başvurucuya yüklenip yüklenemeyeceği konusunda önemli değerlendirmeler içerir.
Karar’da Anayasa Mahkemesi, mahkemece gösterilen süreye güvenerek hareket eden başvurucunun temyiz talebinin süre yönünden reddedilmesini, adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden incelemiştir.
Başvuruya Konu Olay ve Yargılama Süreci
Başvuruya konu olayda başvurucu, kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davası açmıştır. Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesi (“Mahkeme”), bozma üzerine yaptığı yargılama sonucunda 29.06.2021 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.
Başvurucu vekili, 15.10.2021 tarihinde kararı temyiz etmiştir. Mahkeme ise 27.10.2021 tarihli ek kararı ile temyiz kanun yoluna başvurunun süre yönünden reddine karar vermiştir. Mahkeme’nin ek kararında, bu karara karşı tebliğden itibaren on beş gün içinde Yargıtay’a başvurulabileceği belirtilmiştir.
Başvurucu, ek kararda esas alınan gerekçeli karar tebligatının usulsüz olduğunu belirterek ek kararı temyiz etmiştir. Ek kararın başvurucu vekiline 01.11.2021 tarihinde tebliğ edilmesinin ardından başvurucu, 11.11.2021 tarihinde temyiz başvurusunda bulunmuştur. Böylece başvuru, mahkemenin ek kararında gösterilen on beş günlük süre içinde; ancak ilgili mevzuat uyarınca uygulanması gereken yedi günlük sürenin sona ermesinden sonra yapılmıştır.
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi (“Daire”) ise 15.03.2022 tarihli kararında, Mahkeme’nin ek kararının 01.11.2021 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edildiğini belirtmiştir. Daire, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesinin ikinci fıkrası delaletiyle 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 432. maddesinin beşinci fıkrası uyarınca uygulanması gereken temyiz süresinin yedi gün olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle, 11.11.2021 tarihinde yapılan temyiz isteminin yedi günlük yasal süre geçirildikten sonra yapıldığı gerekçesiyle temyiz talebinin süre yönünden reddine oyçokluğuyla karar vermiştir.
Başvurucu, Daire kararına karşı karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Karar düzeltme dilekçesinde, Mahkeme’nin ek kararında kanun yolu süresinin hatalı gösterildiğini, bu nedenle yasal sürenin geçmiş olmasına rağmen Mahkeme tarafından belirtilen süre içinde temyiz yoluna başvurduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin benzer uyuşmazlıklarda mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verdiğini belirtmiştir. Ancak Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 12.10.2022 tarihli kararıyla karar düzeltme istemini de oyçokluğuyla reddetmiştir.
Bunun üzerine başvurucu, temyiz başvurusunun süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.
Mahkemeye Erişim Hakkı ve Kanun Yoluna Başvuru Süreleri
Anayasa Mahkemesi, başvuruyu Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden incelemiştir.
Mahkemeye erişim hakkı, kişilerin iddia ve savunmalarını bir yargı mercii önüne taşıyabilmelerini ve uyuşmazlığın etkili bir biçimde incelenmesini talep edebilmelerini güvence altına alır. Mevzuatta bir kanun yolu öngörülmüş olması hâlinde bu güvence, söz konusu kanun yoluna başvurma imkânını da kapsar. Dolayısıyla kanun yolu başvurusunun süresinde yapılmadığı gerekçesiyle incelenmeksizin reddedilmesi, mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale oluşturabilir.
Bununla birlikte, kanun yollarına başvurunun belirli sürelere bağlanması tek başına mahkemeye erişim hakkına aykırılık teşkil etmez. Bu tür süreler, yargılamaların sürüncemede kalmasını önlemek, uyuşmazlıkların makul sürede kesinleşmesini sağlamak ve hukuki güvenliği temin etmek gibi meşru amaçlara hizmet eder. Bu nedenle, dava açma veya kanun yollarına başvuru sürelerinin öngörülmesi, bu süreler kişilerin mahkemeye erişimini imkânsız hâle getirmediği sürece anayasal açıdan kabul edilebilir.
Ancak kanuni sürelerin varlığı ile bu sürelerin somut olayda uygulanma biçimi birbirinden ayrılmalıdır. Mevzuatta yer alan sürenin açıkça hatalı uygulanması veya yargı mercii tarafından yanlış gösterilmesi nedeniyle kişinin dava açma ya da kanun yoluna başvurma imkânından yoksun bırakılması, mahkemeye erişim hakkının ihlaline neden olabilir.
Mahkemelerin Kanun Yolu ve Süresini Doğru Gösterme Yükümlülüğü
Karar’da Anayasa’nın 40. maddesinin ikinci fıkrasına ayrıca dikkat çekilmiştir. Bu hüküm uyarınca devlet, işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve başvuru sürelerini belirtmek zorundadır. Söz konusu düzenleme, kişilerin dağınık ve teknik mevzuat karşısında hangi kanun yoluna, hangi mercide ve hangi süre içinde başvurmaları gerektiği konusunda tereddüt yaşamalarını önlemeyi amaçlar.
Mahkemelerin kararlarında kanun yolu ve süresini doğru göstermesi yalnızca şekli bir yükümlülük değildir. Kanun yolu, başvuru mercii veya süresinin yanlış gösterilmesi, kişinin başvuru hakkını kullanamamasına neden olabileceğinden, bu yükümlülük hukuki güvenlik, hak arama özgürlüğü ve mahkemeye erişim hakkıyla doğrudan bağlantılı anayasal bir güvencedir.
Bununla birlikte, mahkeme kararında kanun yolu süresinin hatalı gösterilmesi, kanunda düzenlenen süreyi kendiliğinden değiştiren genel bir sonuç doğurmaz. Anayasal değerlendirme bakımından belirleyici olan, kişinin mahkemece gösterilen süreye güvenerek hareket edip etmediği ve mahkeme kaynaklı hatanın sonuçlarının bütünüyle kişiye yüklenmesi nedeniyle kanun yoluna erişiminin engellenip engellenmediğidir.
Anayasa Mahkemesi, daha önceki kararlarında[2] da yargı makamlarınca gösterilen kanun yolu süresine güvenerek hareket eden başvurucuların, mahkemelerce oluşturulan hukuki belirsizliğe katlanmak zorunda bırakılmasını ölçülü bulmamıştır. Karar’da da bu yaklaşım sürdürülmüş ve mahkeme kaynaklı hatalı süre bildiriminin başvurucunun kanun yoluna erişimi üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi, somut olayda uygulanması gereken temyiz süresinin yedi gün olmasına rağmen Mahkeme’nin ek kararında temyiz süresinin kararın tebliğinden itibaren on beş gün olarak gösterildiğini tespit etmiştir. Başvurucu da Mahkeme kararında kendisine tanınan ve tebliğden itibaren başlayacağı belirtilen on beş günlük süreye güvenerek hareket etmiştir. Buna rağmen Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, yedi günlük yasal sürenin geçirilmiş olduğu gerekçesiyle başvurucunun temyiz talebini süre yönünden reddetmiştir.
Anayasa Mahkemesi, müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğunu ve hukuki güvenliğin sağlanmasına yönelik meşru bir amaca hizmet ettiğini kabul etmiş; ancak mahkemelerin kanun yolu ve süresini doğru gösterme yükümlülüğünü dikkate alarak, hatalı süre gösteriminin sonuçlarına başvurucunun katlanmak zorunda bırakılmasını ölçüsüz bulmuştur. Dairenin yorumunun başvurucuya yüklediği külfet ile hedeflenen meşru amaç arasında makul bir denge kurulamadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vermiştir. Ayrıca ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiş ve kararın bir örneğinin Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’ne gönderilmek üzere Aydın 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine hükmedilmiştir.
Kararın Ortaya Koyduğu İlkeler
Karar, mahkeme kararlarında kanun yolu ve sürelerinin hatalı gösterilmesi halinde, bu hatanın bireylerin kanun yoluna başvuru hakkı üzerindeki etkisinin nasıl değerlendirileceğine ilişkin önemli ilkeler ortaya koyar.
Öncelikle, kanun yoluna başvuru hakkı mahkemeye erişim hakkı kapsamında korunur. Bu nedenle, kanun yoluna başvurunun süre yönünden reddedilmesi, mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil edebilir.
İkinci olarak, kanun yolu sürelerinin belirlenmesi ve bu sürelere uyulmasının aranması hukuki güvenlik ve yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması bakımından meşru bir amaca dayanır. Ancak bu meşru amaç, mahkeme kaynaklı hatalı bilgilendirmenin tüm sonuçlarının başvurucuya yüklenmesini kendiliğinden haklı kılmaz.
Üçüncü olarak, mahkemelerin kanun yolu ve süresini taraflara doğru gösterme yükümlülüğü anayasal bir güvencedir. Mahkeme kararında gösterilen süre, taraf bakımından hukuki güven yaratır. Tarafın bu süreye güvenerek hareket etmesi hâlinde, hatalı bilgilendirmenin yol açtığı belirsizlik kural olarak taraf aleyhine sonuç doğurmamalıdır.
Son olarak, mahkemece hatalı gösterilen süreye güvenerek hareket eden kişinin kanun yolu başvurusunun, yalnızca kanundaki gerçek sürenin geçirilmiş olduğu gerekçesiyle incelenmemesi, somut olayın koşullarına göre mahkemeye erişim hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturabilir.
Değerlendirme ve Sonuç
Karar, kanun yolu sürelerinin bağlayıcılığı ile mahkemelerin tarafları doğru bilgilendirme yükümlülüğü arasında kurulması gereken dengeyi ortaya koyması bakımından önemlidir. Anayasa Mahkemesi, somut olaydaki müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu kabul etmiş; buna karşılık Mahkemenin hatalı olarak gösterdiği on beş günlük süreye güvenerek hareket eden başvurucunun temyiz talebinin incelenmemesini orantılı bulmamıştır.
Bununla birlikte Karar, mahkemece hatalı gösterilen sürenin her durumda kanuni sürenin yerine geçeceği yönünde genel bir kural getirmemektedir. İhlal değerlendirmesinde, başvurucunun hatalı bildirime güvenerek hareket edip etmediği ve başvurunun reddedilmesinin somut olayda kişiye aşırı bir külfet yükleyip yüklemediği belirleyicidir. Bu yönüyle Karar, kanun yolu ve sürelerine ilişkin bildirimlerin yalnızca şekli bir bilgilendirme olarak görülemeyeceğini; mahkemeye erişim hakkının etkili biçimde kullanılmasını sağlayan anayasal bir güvence niteliği taşıdığını teyit etmektedir.
- Anayasa Mahkemesi, Ege Enerji Entegre Tarım ve Gıda Sanayi Ticaret A.Ş. Başvurusu, B. No: 2023/5880, 07.01.2026, RG 16.04.2026/33226.
- Anayasa Mahkemesi Kararı, Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu, B. No: 2014/13156, 20.04.2017; Anayasa Mahkemesi Kararı, Kommersan Kombassan Mermer Maden İşletmeleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve Diğerleri Başvurusu, B. No: 2013/7114, 20.01.2016.
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.
Diğer İçerikler
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu (“Kurul”), 08.05.2026 tarihli 2021/8 E. ve 2026/1 K. sayılı kararıyla (“Karar”), hukuk yargılamasında dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dahil edilmesinin mümkün olup olmadığına…
Şirket ortakları arasındaki uyuşmazlıklarda yetkinin belirlenmesi, özellikle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) m.14 hükmünde düzenlenen kesin yetki kuralının kapsamı ve sınırları bakımından öğretide ve uygulamada tartışmalı bir alan…
Arabuluculuk Türk hukuk sistemine 2012 yılında, “ihtiyari” olarak dâhil olmuş ve geçen süre zarfında başarılı sonuçlar vermiştir. 01.01.2018 tarihi itibarıyla iş hukukundan kaynaklanan bazı uyuşmazlıklarda, 01.01.2019 tarihi itibarıyla ticari uyuşmazlıklarda, 22.07.2020 tarihinden itibaren tüketici hukukundan…
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (“HGK”), 08.10.2025 tarihli 2024/572 E. ve 2025/607 K. sayılı kararıyla (“Karar”); önüne gelen uyuşmazlıkta konunun esasının incelenmesinden önce, direnme olarak adlandırılan kararın yeni delil ve gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olup olmadığını, buradan varılacak sonuca…
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (“HMK”) 326. Maddesi, davanın tarafları kısmen haklı çıktığında, yargılama giderlerinin tarafların haklılık oranlarına göre paylaştırılması ilkesini öngörüyordu…
Adil yargılanma hakkının sağladığı en önemli güvencelerden biri mahkemeye erişim hakkıdır. Bunun yanında, mahkemeye erişim hakkının temel unsurlarından biri, bireylerin kanun yollarına etkili biçimde başvurabilmesidir. Bu hakkın korunabilmesi, yalnızca bireyin kendi yükümlülüklerini yerine getirmesine değil…
Anayasa Mahkemesi (AYM), 17 Haziran 2025 tarihli ve E.2024/237, K.2025/137 sayılı kararıyla (Karar), medeni usul hukukunda köklü bir değişikliğe yol açan önemli bir tespitte bulunmuştur. Yüksek Mahkeme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 166. maddesinin 1. fıkrasında yer alan ve aynı...
Anayasa Mahkemesi, 22.10.2024 tarihli 32700 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, 22.05.2024 tarihli 2022/31465 Esas başvuru numaralı kararıyla (“Karar”); dava dilekçesinde davalıların gösterilmeyen adreslerinin ve kimlik numaralarının bildirilmesi için verilen kesin süreye rağmen bu eksikliğin tamamlanmaması...
Türk hukukunda hâkim olan “usul esastan önce gelir” ilkesi uyarınca dava açma sürelerinin doğru tespiti kritiktir. Anayasa Mahkemesi 02.05.2024 tarihli 2020/13187 E. ve 02.05.2024 K. sayılı kararında (“Karar”), dava açma süresinin hatalı tespit edilmesi üzerine davanın reddedilmesi nedeniyle mahkemeye...
Hukukumuzda yargılama usulü, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (“HMK”) ile düzenlenir ve her aşamada hak düşürücü süreler öngörülür. Hak düşürücü süreler, süreye riayet etmeyen taraf için hakkın kullanımının ortadan kalkmasına sebep olan bir yaptırım şeklidir...
Müdahale diğer bir ifadeyle davaya katılma, idari yargılama usulünde hukuk yargılamasına kıyasla temel farklılıklar içerir. Bu farklılıklar, idari yargılamada müdahilin hak arama hürriyetini kullanabilmesi bakımından kritik önem taşır. Bilindiği üzere, idari yargılama usulünde, davacı olmanın iki yolu bulunur...
6 Ekim 2023 tarihli 32331 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, Anayasa Mahkemesi (“AYM”) 2019/17969 sayılı bireysel başvuru üzerinden verdiği 08.06.2023 tarihli kararında (“Karar”) işçilik alacağının ödenmesine ilişkin açılan belirsiz alacak davasının, alacakların belirlenebilir olması nedeniyle dava şartı...
İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu (“İBBGK”) 2021/5 E. 2023/2 K. sayılı 28.04.2023 tarihli İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı’yla (“Karar”) hukuk davalarında hükümde kanun yolu süresinin hatalı olarak uzun gösterilmesi halinde, hatalı gösterilen süre içerisinde yapılan kanun yolu başvurusunun...
Munzam (aşkın) zarara ilişkin davalarda zararın ispatlanması meselesi sıkça gerek Anayasa Mahkemesi’nin gerek Yargıtay’ın farklı dairelerinin inceleme ve değerlendirmesine konu olmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (“YHGK”) 29.03.2022 tarihinde verdiği 2021/928 E. 2022/401 K. sayılı kararıyla bir kez daha...
Hukukumuzda kesinlik sınırı istinaf ve temyiz kanun yollarına başvurulabilmesi için kanunla öngörülmüş olan parasal sınırlardır. Alacak miktarı veya dava değeri bu belirtilen parasal sınırların üstünde olan ilk derece ve istinaf mahkemeleri kararlarına karşı bir üst mahkemeye başvurma imkanı mevcutken, parasal...
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Hukuk Daireleri arasında, henüz ifa zamanı gelmemiş bir alacak için açılmış bir davada, mahkeme tarafından ifa zamanı henüz gelmediği gerekçesiyle usulden mi yoksa esastan mı ret kararı verilmesi ve buna bağlı olarak tayin edilecek avukatlık ücretinin maktu veya...
Islah genel anlamda, tarafların iddia ve savunmanın değiştirilmesi yasağına bir istisna olarak öngörülmüştür ve bu yasak sebebiyle gerçekleştiremedikleri usuli işlemleri kısmen veya tamamen düzeltmelerine denir. Islah, tek taraflı ve açık bir irade beyanıdır ve...
Belirsiz alacak davasının koşulları son dönemde sıkça Yüksek Mahkeme’nin inceleme ve değerlendirmesine konu olmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 07.07.2021 tarihinde verdiği 2021/485 E., 2021/971 K. sayılı kararında (“Karar”), kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti alacağına ilişkin...
Kanun yolları, mahkeme kararlarının denetlenerek yargılama hatalarının giderilmesini sağlaması açısından hukuk devletinin vazgeçilmezidir. Ancak, uyuşmazlıkların bir noktada sonlandırılması ve kararların kesinleşmesi gerekir. Bu Hukuk Postası makalesinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu...