Sermaye Tamamlama Fonunun Vergisel Açıdan İncelenmesi

Mayıs 2022 Beyza Günsel
% 0

Giriş

15 Nisan 2022 tarih ve 31810 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7394 sayılı Hazineye Ait Taşınmaz Malların Değerlendirilmesi ve Katma Değer Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (“7394 sayılı Kanun”) ile bazı vergi kanunlarında değişiklikler içeren önemli düzenlemeler yapıldı. Bu düzenlemelerden biri, 7394 sayılı Kanun m. 23 uyarınca, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 376 kapsamında sermayesinin tamamlanmasına karar verilen şirketlerde, şirket ortakları tarafından sermaye kaybını telafi etmek amacıyla zarar sebebiyle karşılıksız kalan kısmı kapatacak miktarda aktarılan tutarların, kurum kazancının tespitinde dikkate alınmayacağı düzenlemesiydi. Söz konusu düzenlemeden önce, “sermaye tamamlama fonu” olarak adlandırılan ortakların bilanço açığını kapatacak tutarı şirkete aktarması durumu, vergisel bakımdan riskli görülen bir TTK m. 376 önlemiydi. İşbu makale kapsamında, sermaye tamamlama fonunun hangi durumlarda başvurulabilen bir önlem olduğu kısaca aktarılacak olup; 7394 sayılı Kanun’dan önceki vergisel risk özetle açıklanır.

Sermaye Tamamlama Fonu

Şirketin, şirket pay sahiplerinin, şirket alacaklılarının ve diğer sermaye piyasası aktörlerinin yatırımlarını ve genel ekonomik menfaatlerini korumayı amaçlayan düzenlemelerden biri, TTK m. 376 hükmüdür. Sermaye kaybı ve borca batıklık kavramları, TTK m. 376’da düzenlenmiş olup; mevcut ekonomik konjonktür dikkate alınarak 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 376. maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ (“Tebliğ”) ile de uygulamaya ilişkin bazı ek düzenlemeler getirildi.

Şirketin sermaye kaybı ve borca batıklığı durumunda, şirketin alabileceği önlemlerden biri de sermayenin tamamlanmasıdır. İşbu durum “sermaye tamamlama fonu” olarak adlandırılır. Sermaye tamamlama fonunun, literatürde ve vergi dünyasında “zarar telafi fonu” olarak adlandırıldığı da görülür.[1]

Sermaye tamamlama fonu, TTK m. 376 kapsamında olan şirketler için önemli bir seçenek olarak düzenlenmiş olsa da bugüne dek uygulamada tereddütler içermekteydi. Zira, bir pay sahibi tarafından, herhangi bir karşı edim bulunmadan yapılan fon aktarımının şirket kayıtlarında nasıl değerlendirileceği ve vergi idaresi tarafından eleştiri konusu yapılarak şirkete bir vergi yükü doğurma riskiydi.[2]

Sermayenin tamamlanması, Tebliğ m. 9 uyarınca bilanço açıklarının ortakların tamamı veya bazıları tarafından kapatılması olarak tanımlanır. Ortakların bu kapsamda gerçekleştirdiği kaynak aktarımı, karşılıksız bir kazandırmadır. Bu kapsamda bilanço açığının kapatılması için kaynak aktaran pay sahipleri, şirkete borç vermiş veya sermaye taahhüdünde bulunmuş sayılmazlar. Yapılan bu ödemeler, gelecekte yapılacak sermaye artırımına mahsuben bir avans olarak nitelendirilemez. Bu yöntem ile ortaklardan aktarılan fon, öz kaynaklar içerisinde sermaye tamamlama fonu hesabında muhasebeleştirilir. Bu hesapta takip edilen sermaye tamamlama fonu yalnızca zararların mahsup edilmesi suretiyle kullanılabilir.[3]

7394 sayılı Kanun’dan Önce Sermaye Tamamlama Fonuna İlişkin Vergisel Risk

Tebliğ düzenlemeleri ve 7394 sayılı Kanun’daki düzenlemeden önce vergi idaresinin yaklaşımı, sermaye tamamlama fonu olarak ödenen bu tutarların kurum kazancına dahil edilerek kurumlar vergisine ve katma değer vergisine (“KDV”) tabi tutulması gerektiği yönündeydi. Nitekim, Gelir İdaresi Başkanlığının B.07.1.GIB.0.06.49-010.01-11 sayı ve 01.06.2012 tarihli özelgesinde[4] özetle, TTK’da sermaye tamamlama fonu ile ilgili bir düzenleme bulunmaması, sermaye tamamlama fonunun ödendiği iştirakin, söz konusu tutarları sermayeye ilave edememesi ve vergi mevzuatında bir istisna hükmü bulunmaması nedeniyle, bu tutarların kurum kazancına dahil edilmesi gerektiği belirtildi. Ayrıca, ortaklar tarafından yapılan bu aktarımların hizmet ifası olduğu, bu yüzden KDV’ye de tabi olması gerektiği ileri sürülüyordu.[5] Yine, Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığının 64597866-KDV-1/1-21 sayı ve 12.02.2013 tarihli özelgesi ile de bu yönde görüş verildi.[6] Konu yargıya taşınmış olsa da mahkemeler nezdinde de konuya ilişkin yeknesak bir yaklaşım benimsenmedi.[7]

Belirtmek gerekir ki, ortaklarca bilanço açıklarının kapatılması için yapılan bu ödemeler herhangi bir mal veya hizmet alışı, satışı ile ilgili olmayıp karşılıksız olduğundan; bu konu da esasen Tebliğ ile düzenleme altına alındığından, sermaye tamamlama fonunun kazanca dahil edilip vergilendirilmesi ve üzerinden de KDV hesaplanması hatalı bir yaklaşımdı.[8] Ancak yine de, her ne kadar sermaye tamamlama fonu, sermaye kaybı yaşayan veya borca batıklık durumunda olan şirketlere tanınan bir imkan olsa da; vergisel bakımdan risk taşıdığı için tercih edilmezdi.

7394 sayılı Kanun Kapsamında Sermaye Tamamlama Fonu

7394 sayılı Kanun m. 23 uyarınca TTK m. 376 kapsamında sermayesinin tamamlanmasına karar verilen şirketlerde, şirket ortakları tarafından sermaye kaybını telafi etmek amacıyla zarar sebebiyle karşılıksız kalan kısmı kapatacak miktarda aktarılan tutarların, diğer bir deyişle sermaye tamamlama fonunun kurum kazancının tespitinde dikkate alınmayacağı düzenlendi.

Söz konusu maddenin gerekçesinde ise, ortaklar tarafından sermaye tamamlama fonu olarak aktarılan tutarların TTK çerçevesinde sermaye konulması veya borç verilmesi niteliğinde kabul edilmeyeceği ve karşılıksız bir ödeme niteliğinde olduğu belirtilir.

Bu kapsamda, TTK m. 376 kapsamındaki şirketlerin sermaye kaybını telafi etmek amacıyla şirkete aktarılan sermaye tamamlama fonlarının, ilgili dönemdeki kurum kazancı tespit edilirken dikkate alınmaması ve kurumlar vergisine tabi tutulmaması gerektiği kanuni dayanak bulur. 7394 sayılı Kanun’un ilgili düzenlemesinde, sermaye tamamlama fonu ile ilgili olarak KDV’ye ilişkin bir düzenlemeye yer verilmez. Ancak, kurumlar vergisine yönelik olarak yukarıda yer verilen vergi idaresi eleştirisini kesin olarak sona erdiren bu düzenleme kapsamında, Türkiye'de ifa edilen bir hizmetin de olmadığı düşüncesindeyiz.

Her ne kadar, 7394 sayılı Kanun ile yapılan düzenlemeden önce, 15.09.2018 tarihinde yayımlanan Tebliğ ile sermaye tamamlama fonlarının kurumlar vergisi matrahına dahil edilmemesi ve KDV’ye tabi tutulmaması gerektiği açık olsa da, konunun kanunilik ilkesi çerçevesinde kanuni düzenleme ile netleşmiş olması mükellefler için önemli ve faydalı bir gelişmedir.

Sonuç

Şirketlerin bilançolarında sermaye kaybının ortaya çıkması halinde gerçekleştirilebilecek olan çeşitli önlemler TTK m. 376 ve ilgili Tebliğ’de belirtilir. Şirketin bilanço açığını kapatmaya yönelik alternatiflerden biri de sermaye tamamlama fonudur. Sermaye tamamlama fonuna aktarılan tutarların kurum kazancının tespitinde dikkate alınmayacağına yönelik 7394 sayılı Kanun ve sermaye tamamlama fonuna ilişkin Tebliğ kapsamında yapılan düzenlemeler ile, daha önce söz konusu olan vergisel risk ortadan kalkar. Söz konusu önemlere ilişkin tüm alternatiflerin uygulanması esnasında karşılaşılacak vergisel sonuçlar birbirinden farklılık gösterir. Bu alternatiflerin uygulanmasından önce şirket bilanço verileri de baz alınarak hangi alternatifin daha vergi efektif olacağı yönünde ayrı bir çalışma yapılması gerekir.

Kaynakça
  • Kaynar, Ufuk:Sermaye Tamamlama Fonu ve Şirketlerin Söz Konusu Fon Uygulamalarına Getirilen Vergisel Eleştiriler”, Vergi Dünyası, Eylül 2014, s.128-134.
  • Bakiler, Yunus Emre; Kelecioğlu, Aykut: “7394 sayılı Kanun ile Sermaye Tamamlama Fonlarının Vergilendirilmesinde Yapılan Düzenleme – TTK 376 ve Zombi Şirketler”, Nisan 2022, s. 4.
  • Doğan, Zeki: “Sermaye Tamamlama Fonunun Muhasebeleştirilmesine İlişkin Öneriler”, Vergi Sorunları, Şubat 2020, s. 15.
  • Gelir İdaresi Başkanlığının B.07.1.GIB.0.06.49-010.01-11 sayı ve 01.06.2012 tarihli özelgesi.
  • Kaynar, s. 133.
  • Büyük Mükellefler Vergi Dairesi Başkanlığının 64597866-KDV-1/1-21 sayı ve 12.02.2013 tarihli özelgesi.
  • Danıştay 3. Dairesinin E.2016/3630, K.2017/9305 sayılı ve 14.12.2017 tarihli kararı; Danıştay 4. Dairesinin E. 2011/7060, K. 2013/1477 sayılı ve T. 28.3.2013 tarihli kararı; Danıştay 4. Dairesinin E. 2011/7057, K. 2013/1474 sayılı ve T. 28.3.2013 tarihli kararı.
  • Doğan, s. 24.

Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.

Diğer İçerikler

Hukuk Postası
Ekonominin Dijitalleşmesi ve Küresel Asgari Kurumlar Vergisi

Son yıllarda ekonomideki artan dijitalleşme ile birlikte birçok yeni iş modeli ortaya çıkmış ve geleneksel iş modelleri büyük ölçüde değişime uğramıştır. Söz konusu değişim ile birlikte uluslararası işletmelerin elde ettiği gelirlerin vergilendirilmesi konusunda...

Vergi Hukuku Mart 2022
Hukuk Postası
Vergi İade Davalarında Yürütmenin Durdurulması Talebi için Öngörülen Teminat Yükümlülüğü

22.01.2022 tarih ve 31727 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 7351 sayılı Kanun ile (“7351 Sayılı Kanun”) vergi mevzuatında esaslı değişiklikler yürürlüğe girdi. Vergi mevzuatına yönelik değişikliklerin yanı sıra, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun...

Vergi Hukuku Şubat 2022
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Dünden Bugüne Özel Tüketim Vergisi
Vergi Hukuku Eylül 2020
Hukuk Postası
Kaydi Altın Satışları ve BSMV
Vergi Hukuku Temmuz 2020
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Kur Farklarında KDV
Vergi Hukuku Şubat 2019
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Hukuk Postası

Yaratıcı hukuk çözümleri için iletişime geçin.