Yargıtay, İtirazın İptali Talepli Tahkim Yargılamasında Tahsil Hükmünün Sınırlarını Değerlendirdi
Giriş
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi (Yargıtay), 29.04.2025 tarihli ve E. 2024/1700 E., 2025/1758 K. sayılı kararında (Karar), 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (MTK) kapsamında verilen bir hakem kararının iptaline ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu.
Karara konu uyuşmazlıkta, icra takiplerine yapılan itirazların iptali talebi, taraflar arasındaki sözleşmede yer alan tahkim şartı uyarınca hakem heyeti tarafından incelenmiştir. Karar’da yer alan açıklamalardan, hakem heyeti tarafından itirazların iptaline ve takiplerin devamına karar vermesinin yanı sıra takip konusu asıl alacak ve işlemiş faiz yönünden ayrıca tahsil hükmü kurduğu anlaşılmaktadır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi), ilk derece mahkemesi sıfatıyla yaptığı incelemede, bu şekilde talebi aşar nitelikte hüküm kurulmasının kararın infazında tereddüt yarattığı ve kamu düzenine aykırı olduğu gerekçesiyle hakem kararının iptaline karar verdi. Yargıtay ise Bölge Adliye Mahkemesi kararını onadı.
Karar, özellikle itirazın iptali uyuşmazlıklarında hakem heyetinin kurabileceği hükmün sınırları ile talep aşımı ve kamu düzenine aykırılık arasındaki ilişki bakımından önem taşımaktadır.
Karara Konu Uyuşmazlık
Uyuşmazlık, taraflar arasındaki taşeronluk sözleşmesi kapsamında işçilere yapılan ödemelerin rücuen tahsili amacıyla başlatılan icra takiplerinden kaynaklanmıştır.
Karar’a konu olayda taşeron şirket, işçilik alacakları nedeniyle yapmak zorunda kaldığı ödemeleri karşı tarafa rücu etmek amacıyla iki ayrı icra takibi başlattı. Borçlu şirketin bu icra takiplerine itiraz etmesi üzerine alacaklı, taraflar arasındaki sözleşmede yer alan tahkim şartına dayanarak itirazların iptali talebiyle tahkim yoluna başvurdu.
İtirazın iptali davasının hukuki niteliği Kararın değerlendirilmesi bakımından önem taşımaktadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67. maddesinde düzenlenen itirazın iptali davası, borçlunun ilamsız icra takibine itiraz etmesi üzerine duran takibin devamını sağlamaya yönelik bir dava yoludur. Borçlunun ödeme emrine itiraz etmesiyle duran takipte alacaklı, İİK m. 67’de öngörülen koşullar çerçevesinde itirazın iptalini talep edebilir. Mahkeme bu davada takip konusu alacağın varlığını ve miktarını genel hükümler çerçevesinde inceler. Bununla birlikte, davanın kabulü halinde kural olarak takip konusu asıl alacak bakımından ayrıca bir tahsil hükmü kurulmaz; borçlunun itirazının kısmen veya tamamen iptaline ve duran icra takibinin ilgili tutar üzerinden devamına karar verilir. Böylece alacağın tahsili, yeni bir tahsil hükmü üzerinden değil, itiraz nedeniyle durmuş olan mevcut icra takibinin devamı suretiyle gerçekleşir. Şartlarının bulunması halinde icra inkâr tazminatı ile yargılama giderleri ve vekâlet ücreti gibi kalemler yönünden ise ayrıca hüküm kurulabilir.
Somut olayda hakem heyetinin icra takibine itirazların iptaline ve takiplerin devamına karar verdiği, bununla birlikte takip konusu asıl alacak ve işlemiş faiz bakımından ayrıca tahsil hükmü kurduğu anlaşılmaktadır.
Bunun üzerine aleyhine hüküm kurulan taraf, hakem kararının iptali talebiyle Bölge Adliye Mahkemesine başvurdu. İptal davasında davacı, diğer iddialarının yanı sıra, itirazın iptali uyuşmazlığında hakem heyetinin itirazın iptaline ve takibin devamına karar vermekle yetinmesi gerektiğini, takip konusu asıl alacak ve işlemiş faiz yönünden ayrıca tahsil hükmü kurulmasının talebin aşılması niteliğinde olduğunu ve kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini ileri sürdü.
Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtayın Değerlendirmesi
Uyuşmazlığı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi, hakem heyetinin talebi aşar nitelikte hüküm kurduğu sonucuna ulaştı. Bu kapsamda, hakem heyetinin itirazların iptaline ve takiplerin devamına karar vermesi ve yalnızca icra inkâr tazminatı, hakem ücreti, yargılama giderleri ve vekâlet ücreti yönünden tahsil hükmü kurması gerekirken, icra takiplerine konu asıl alacak ve işlemiş faiz yönünden de ayrıca tahsil hükmü kurması hukuka uygun olmadığını değerlendirdi. Bölge Adliye Mahkemesi ayrıca itirazların iptali ve takiplerin devamına ilişkin kararın yanında asıl alacak ve işlemiş faiz yönünden ayrıca tahsil hükmü kurulmasının infazda tereddüt yaratacağını ve verilen kararların infazı kabil nitelikte olmadığından kamu düzenine aykırı nitelikte olduğunu değerlendirdi. Bu gerekçelerle MTK m. 15/1-e ve 15/2-b kapsamındaki iptal sebeplerinin oluştuğuna hükmederek hakem kararının iptaline karar verdi.
Davalı, Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz ederek MTK m. 15’te düzenlenen iptal sebeplerinin gerçekleşmediğini, görev belgesinde hakem heyetinin rücu alacaklarının ferileriyle birlikte tahsili taleplerini karara bağlamakla görevlendirildiğini ve hakem kararının infaz bakımından herhangi bir tereddüt yaratmadığını ileri sürdü. Ayrıca, hakem heyetinin yaptığı hatanın gerektiğinde kısmi iptal yoluyla giderilebileceğini savundu.
Yargıtay, uyuşmazlığın MTK uyarınca verilen hakem heyeti kararı ile ek kararının iptali istemine ilişkin olduğunu belirterek, hakem kararlarının iptaline ilişkin incelemenin MTK m. 15’te sınırlı olarak sayılan sebepler kapsamında yapıldığını vurguladı. Yargıtay; tarafların iddia ve savunmaları, dayandıkları belgeler, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ve Bölge Adliye Mahkemesi kararında belirtilen gerekçeler doğrultusunda kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararını onadı.
Karar, özellikle itirazın iptali talepli tahkim yargılamalarında hakem heyetinin kurabileceği hükmün sınırları bakımından önem taşımaktadır. İtirazın iptali uyuşmazlığında takip konusu alacağın varlığı ve miktarı incelenmekle birlikte, davanın kabulünün sonucu borçlunun itirazının iptal edilmesi ve itiraz nedeniyle duran icra takibinin devamının sağlanmasıdır. Bu nedenle takip konusu asıl alacağın tahsili, kural olarak mevcut icra takibinin devamı suretiyle gerçekleşir. İtirazın iptaline yönelik davada itirazın iptaline ve takibin devamına karar vermesinin yanı sıra aynı asıl alacak ve işlemiş faiz yönünden ayrıca tahsil hükmü kurulması aynı alacak bakımından hem takibin devamına hem de tahsile yönelik bir hüküm ortaya çıkmasına neden olabilecektir.
Somut olayda da Bölge Adliye Mahkemesi, hakem heyetinin bu şekilde hüküm kurmasını yalnızca talebin aşılması bakımından değerlendirmemiş; ortaya çıkan hükmün infazında yaratacağı tereddüdü de dikkate alarak kamu düzenine aykırılık sonucuna ulaşmıştır. Yargıtay’ın Bölge Adliye Mahkemesi kararını onaması, itirazın iptali talepli tahkim yargılamalarında hüküm sonucunun, başvurulan hukuki korumanın niteliğine uygun ve infazda tereddüt yaratmayacak biçimde oluşturulmasının önemini ortaya koymaktadır.
Bununla birlikte, Karar’da Yargıtay’ın kamu düzenine aykırılığın sınırlarına ilişkin ayrıca ve ayrıntılı bir değerlendirme yapmadığını belirtmek gerekir. Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesinin talep aşımı ve infazda tereddüt üzerinden yaptığı kamu düzeni değerlendirmesini usul ve kanuna uygun bularak kararı onamıştır. Dolayısıyla Karar’ın, her türlü talep aşımının veya infaza ilişkin her tereddüdün tek başına kamu düzenine aykırılık oluşturduğu şeklinde yorumlanmaması; somut olayda asıl alacak ve işlemiş faiz yönünden hem takibin devamına hem de ayrıca tahsile yönelik hüküm kurulmasının yarattığı sonuçla birlikte değerlendirilmesi daha isabetli olacaktır.
Sonuç
Sonuç olarak Karar, tahkim yargılamasında hakem heyetinin yalnızca uyuşmazlığın esasına ilişkin talepleri değil, talep edilen hukuki korumanın niteliğini ve buna uygun hüküm sonucunu da gözetmesi gerektiğini göstermektedir. Özellikle icra takibinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda, hükmün mevcut takip üzerindeki etkisinin dikkate alınması ve infaz aşamasında çelişkili sonuçlara yol açmayacak şekilde kurulması, hakem kararının iptal riskinin önlenmesi bakımından önem taşımaktadır.
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.
Diğer İçerikler
Tahkim yargılaması, tarafların irade serbestisi çerçevesinde devlet yargısından kısmen ayrılarak uyuşmazlıklarını özel bir yargılama mekanizması aracılığıyla çözmelerine imkân tanıyan bir sistemdir. Türk hukukunda hakem kararlarına karşı başvurulabilecek kanun…
29 Ocak 2026 tarihinde, Milletlerarası Ticaret Odası (“ICC”), seri yargılama hükümlerine ilişkin bir rapor (“Rapor”) yayımlamıştır. Rapor, ICC Tahkim ve ADR Komisyonu bünyesinde kurulan bir Çalışma Grubu tarafından hazırlanmıştır. Rapor, seri tahkime ilişkin…
Acil durum hakemliği, kurumsal tahkimlerde hakem kurulunun oluşturulması öncesindeki koruma ihtiyacını karşılamak üzere geliştirilen bir kurumdur. Bu doğrultuda tahkim kurumları tarafları en kısa sürede hukuki koruma tedbirine ulaştırmak için kısa süreler öngörür, örneğin Milletlerarası Ticaret Odası’nda...
Uluslararası tahkim, karmaşık ve sınır ötesi uyuşmazlıkların çözümünde tercih edilen bir yöntem olmayı sürdürmektedir. Ancak tarafsızlık, tenfiz kabiliyeti ve esneklik gibi avantajlarına rağmen tahkim, yavaş, masraflı ve aşırı derecede usule boğulmuş olmakla eleştirilir. Çoğu zaman taraflar, kapsamlı delil sunum...
Uluslararası ticari tahkimde verilen hakem kararlarının yabancı ülkelerde hüküm ve sonuç doğurabilmesi için “tanıma” ve “tenfiz” süreçlerinden geçmesi gerekir. Bu süreç hem New York Sözleşmesi hem de Türk hukukunda Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Kanunu (“MÖHUK”) hükümleri ile düzenlenmiştir...
Tahkime elverişlilik, belirli bir uyuşmazlık konusunun tahkim yoluyla çözüme elverişli olup olmadığının tespitini ifade eder ve uluslararası ticari uyuşmazlıkların çözümünde tahkimin temel bir yönünü oluşturur...
Yabancı mahkeme ve hakem kararlarının Türkiye’de tanınması, tenfizi ve hakem kararlarının iptali süreçlerinde kamu düzeni hem teoride hem de uygulamada en kritik denetim ölçütlerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Yargıtay kararları, kamu düzeni kavramının kapsamı ve uygulanma biçimine ilişkin içtihadın yönünü...
Bilindiği üzere, itirazın iptali davası, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinde düzenlenen ve borçlunun icra takibine yaptığı itirazı hükümden düşürmeyi amaçlayan özel bir dava türüdür. Takibin devamını sağlamayı amaçlayan bu dava türünün hukuki niteliği konusunda doktrinde farklı görüşler...
16 Aralık 2024 tarihinde, Londra Uluslararası Tahkim Divanı (“LCIA”) 22 Temmuz 2017 ile 31 Aralık 2022 arasındaki dönemi kapsayan üçüncü grup hakemin reddi talebine ilişkin kararlarını yayımladı. LCIA ayrıca, temel hukuki temaları ve analitik eğilimleri ortaya koyan ayrıntılı bir yorum yayımlamış olup...
Milletlerarası Ticaret Odası (“MTO”), 2023 yılı uyuşmazlık çözümü istatistiklerine ilişkin raporunu (“Rapor”) yayınlayarak uluslararası tahkimin gelişen görünümüne ışık tuttu. İstatistikler, tahkimin birçok farklı sektörde tercih edilen bir uyuşmazlık çözüm mekanizması olduğunu ve çok çeşitli uyuşmazlıklarda...
Sendikasyon kredileri küresel finansman modelleri arasında önemli bir yere sahiptir. Sadece 2023 yılında ABD’de şirketlere 3.655 adet sendikasyon kredisi sağlanması ve bu kredilerin değerinin 2.4 trilyon dolara ulaşması, Avrupa’da ise söz konusu işlem hacminin 1.186 sendikasyon kredisi ile 679 milyar dolar...
İhtiyati haciz, alacaklının alacağını güvence altına almak amacıyla borçlunun malvarlığına geçici olarak el konulmasıdır. İhtiyati haciz, alacaklıların haklarını koruma altına almak için önemli bir araç olmakla birlikte kötüye kullanılmasının önlenmesi amacıyla Türk Hukukunda belirli ve sıkı şartlara bağlanmıştır...
Tarafların tahkim yolunu seçmesinin en önemli nedenlerinden birisi de hakemlerini özgürce seçebilme olanağıdır. Taraflara tanınan bu özgürlük, tahkimi, tarafların yargılamayı yürütecek hakimleri belirlemek yetkisinden yoksun oldukları, devlet mahkemeleri önündeki yargılamalardan da ayırır...
Yargıtay 6. Hukuk Dairesi 12.10.2022 tarihli kararıyla tahkim anlaşması bulunan uyuşmazlıklarda ihtiyati tedbir kararına itiraz halinde devlet mahkemelerinin yetkili olduğuna karar verdi...
Uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümlenmesine ilişkin irade açıklaması tahkim sözleşmesinin temel kurucu unsurudur. Geçerli bir tahkim sözleşmesinden bahsedilebilmesi için tarafların tahkim iradelerinin ihtilafa yer vermeyecek şekilde ortaya çıkması gerekir...
Hollanda Tahkim Enstitüsü Vakfı (NAI) yeni tahkim kurallarını yayınladı . 1 Mart 2024 itibarıyla yürürlükte olan 2024 NAI Tahkim Kuralları, bu tarih veya sonrasında açılan tahkim yargılamalarında uygulanır. Bu makalede 2024 NAI Tahkim Kuralları ile gelen temel yenilikler ele alınacaktır...
Ticari hayatı dönüştüren internet kendine has uyuşmazlıkları beraberinde getirir. İnternet sitelerine erişimi kolaylaştıran alan adları, kimi zaman bilinçli olarak tanınmış bir markayla karıştırılacak benzerlikte kayıt ettirilir. Marka hakkı sahibi bu gibi kötü niyetli kayıt hallerinde yerel mahkemeye alternatif olarak alan...
ICC Tahkim ve ADR Komisyonu (“Komisyon”), olası uyuşmazlıkların önlenmesi ve tüm paydaşların ilişkilerinin güçlendirilmesi amacıyla alternatif uyuşmazlık çözüm (“ADR”) mekanizmalarına ilişkin farkındalığı artırmak amacıyla yeni bir rehber ve rapor yayımladı. Uyuşmazlıkların Etkin Yönetimi Rehberi, en uygun...
Birleşme ve Devralmalar (“M&A”), şirketlerin veya varlıkların birleşme, devralma, varlık satın alma veya yönetimin devralması gibi çeşitli finansal işlemler yoluyla yeniden yapılandırılmasını ifade eder. Bu Hukuk Postası Makalesi, hakem heyetleri önüne gelen M&A uyuşmazlıklarını ele alır.
Tahkim uygulaması çerçevesinde esasa girme yasağı (revision au fond) mahkemelerin bir hakem kararını incelerken uyuşmazlığın esasına dair bir inceleme yapmayacakları anlamını taşır. Bu yasak en temelde iptal davaları ile tenfiz süreçlerinde karşımıza çıkar. Bir hakem kararına karşı başvurulabilecek tek kanun...
Türk hukukunda taraflar, üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri haklarla ilgili olarak doğmuş veya doğabilecek uyuşmazlıkların hakemler tarafından çözülmesi konusunda anlaşma yapabilir. Bununla birlikte, taşınmazın aynına ilişkin haklar ile iflas hukuku, aile hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar gibi...
4 Eylül 2020 tarihinde, Milletlerarası Ticari Tahkim Konseyi (“ICCA”) çatısı altında bir çalışma grubu “Milletlerarası Tahkimde Fiziki Duruşma Hakkı Mevcut Mudur?” başlıklı bir araştırma projesine başladı. Covid-19 salgını nedeniyle birçok tahkim duruşması çevrimiçi olarak gerçekleştirildi...
Dubai Uluslararası Tahkim Merkezi, 25 Şubat 2022 tarihinde tahkim kurallarını değiştirdi. 2022 Tahkim Kuralları 2 Mart 2022 tarihinde yayınlandı ve 21 Mart 2022 tarihinde yürürlüğe girdi. Kurallar 21 Mart 2022’den sonra yapılan tahkim davalarına uygulanır, taraflarca aksi kararlaştırılmadığı takdirde tahkim...
Achmea’nın AB-içi yatırım uyuşmazlıklarında doğurduğu tartışma katlanarak devam ediyor. Son olarak Paris İstinaf Mahkemesi, Polonya aleyhine sonuçlanan yatırım tahkimlerinde verilen hakem kararlarının Achmea gözetilerek iptaline hükmetti...
Türk hukukunda hakem kararlarına karşı başvurulabilecek kanun yolu, iptal davası olarak düzenlenir. Yabancılık unsuru taşıyan ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği tahkim yargılamalarında 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu (“MTK”) uygulama alanı...
Bilindiği üzere Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) bir kararı sonrasında AB-içi uyuşmazlıkların tahkimde görülmesi ve özellikle Enerji Şartı Anlaşması (“EŞA”) altında tahkim konusunda sorunlar ortaya çıkmıştır...
Şirketler hukukunda tahkim uygulaması tahkime elverişlilik konusu başta gelmek üzere birçok açıdan tartışmalı unsurlar barındırır. Bu uyuşmazlıkların tahkime elverişli olduğunun kabul edildiği hukuk sistemlerinde dahi esas sözleşmeye tahkim şartının konulup konulamayacağı...
Yargılama süreçlerine doğrudan etkisi olan teknoloji kullanımındaki büyük artış tahkim için de yararlı oldu. Özellikle dijitalleşme ile tahkim yargılamasının şekli, tarafların gereksinimlerini de dikkate alarak, zaman ve maliyet verimliliğini arttıracak şekilde değişti. Bu doğrultuda ve COVID-19 pandemisine önlem...
Avrupa Birliği Adalet Divanı (“ABAD”), 6 Mart 2018 tarihinde oldukça tartışmalı bir karara imza attı.[1] 1991 tarihli Hollanda-Slovakya İkili Yatırım Anlaşması’nda yer alan tahkim klozunun Avrupa Birliği (“AB”) hukukuna aykırılığına hükmedilen Achmea kararı, yatırım tahkiminde uzun soluklu tartışmaları beraberinde...