Kamulaştırılan Taşınmazın Kamulaştırma Amacına Uygun Kullanılmaması Hakkında Güncel Anayasa Mahkemesi Kararı

Mart 2022 Ceren Eke
% 0

Giriş

Anayasa Mahkemesi 29.09.2021 tarihli ve 2018/357 başvuru numaralı kararında (“Karar”) yaptığı inceleme sonucunda, başvurucunun toplu konut yapımı amacıyla kamulaştırılan taşınmazlarının kamulaştırma amacına uygun olarak kullanılmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine oyçokluğu ile karar verdi. Karar, 15.11.2021 tarihli ve 31660 sayılı Resmî Gazete’de yayımlandı.

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından tesis edilen Karar gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin gerek Anayasa Mahkemesi’nin önceki içtihatlarında ortaya koyduğu ilkeleri mercek altına alması bakımından dikkat çekicidir.

Bireysel Başvuruya Konu Somut Olay

Başvuru konusu olayda, başvurucunun hisse sahibi olduğu taşınmazların da yer aldığı toplam elli iki taşınmaz için Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı (“Belediye”) toplu konut yapımı amacıyla kamu yararı kararı almış ve akabinde taşınmazlar kamulaştırılmıştır. Başvurucu ve diğer malikler taşınmazlardaki hisseler için rızai ferağ vermiş, tapuda taşınmazlar Belediye’ye devredilmiş ve açılan bedel artırım davası sonucunda bedel kesinleşmiştir.

Başvurucunun hisse sahibi olduğu taşınmazlardan birinin bazı hisselerini Belediye’den devralan kooperatif tarafından Çankaya Kadastro Müdürlüğü’ne taşınmazın gerçek yüz ölçümünün belirlenmesi talebiyle başvurulmuştur. Yapılan inceleme sonucunda taşınmazın tapu kaydında belirtilenden 16.651 m2 fazla olduğu tespit edilmiştir. Bu gelişmeyi takiben Başvurucu tarafından mahkemeler nezdinde çeşitli davalar açılmıştır.

(i) Başvurucu tarafından kamulaştırma bedeli ödenmeyen 16.651 m2 sebebiyle Belediye’nin mal varlığında haksız bir artış oluştuğu iddiasıyla sebepsiz zenginleşmeye dayalı alacak davası açılmıştır. Uyuşmazlığı gören mahkeme kamulaştırma işleminin tebliğinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde açılmayan davanın reddine karar vermiştir. Karar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir.

(ii) Başvurucunun da aralarında bulunduğu kişiler tarafından 16.651 m2’lik kısım için kamulaştırma bedeli ödenmediği gerekçesiyle Belediye aleyhine alacak davası açılmıştır. Bu dava da taşınmazın yüz ölçümünün kamulaştırma evrakında yazılı miktardan fazla olduğunun kamulaştırma işleminin tebliğinden itibaren otuz günlük hak düşürücü süre içinde ileri sürülebileceğinden bahisle reddedilmiştir. Red kararı Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir.

(iii) Başvurucunun da aralarında bulunduğu kişiler tarafından düzeltme sonucunda oluşan 16.651 m2’lik kısmın kamulaştırma bedelinin ödenmediği ve bu amaçla açmış oldukları davanın da hak düşürücü süreden reddedildiği gerekçesiyle Hazine aleyhine alacak davası açılmıştır. Davanın mahkemece reddine karar verilmiştir. Kararın temyizi üzerine ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur. Hazine vekilinin karar düzeltme talebi üzerine, bozma kararı kaldırılmış ve ilk derece mahkemesi kararı onanmıştır. Akabinde, başvurucu ve diğer davacılar nihai karar aleyhine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunulmuştur. Anayasa Mahkemesi, 2016/13545 E. başvuru numaralı dosyasında[1] başvurucu ve diğer davacıların mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Karar’a konu uyuşmazlığa ilişkin yargılama süreci ise, başvurucu tarafından Belediye aleyhine taşınmazların kamulaştırma amacına uygun kullanılmadığı iddiasıyla dava açılmasıyla başlamıştır. Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde, başvurucu hisse sahibi olduğu kamulaştırılan iki taşınmazın bazı bölümlerinin kamulaştırma amacına uygun kullanılmadığını, taşınmazların bir kısmının belediye mülkiyetinde saklı tutulduğunu ileri sürmüştür. Başvurucu geri alma şartı kapsamında toplam on iki parselin[2] tapusunun iptali ile parsellerin adına tescilini, bunun mümkün olmaması halinde uğranılan zararın ödenmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi davayı reddetmiş, istinaf istemi de istinaf mahkemesince reddedilmiştir. İstinaf isteminin reddi kararı Yargıtay tarafından onanmıştır. Karar’dan anlaşıldığı üzere, derece mahkemeleri ve Yargıtay aynı amaç kapsamında birden fazla taşınmazın kamulaştırması halinde, kamulaştırmanın bütünü esas alınarak değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmiştir. Buna göre de somut olayda taşınmazların Belediye tarafından dava dışı başka taşınmazlarla birlikte toplu konut inşa etme gayesi ile kamulaştırıldığı ve proje doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştirildiği belirtilerek kamulaştırılan taşınmazların geri alınmasına ya da tazminat ödenmesine ilişkin koşulların oluşmadığını değerlendirmiştir.

Kamulaştırma ve Kamulaştırılan Malın Geri Alınması

Anayasa m. 46 uyarınca devlet ve kamu tüzel kişileri, kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu (“Kamulaştırma Kanunu”) kamulaştırmaya ilişkin usul ve esasları düzenler.

Kamulaştırma Kanunu m. 23/1 uyarınca, kamulaştırma bedelinin kesinleşmesi tarihinden itibaren beş yıl içinde, kamulaştırmayı yapan idarece kamulaştırma amacına uygun olarak hiçbir işlem veya tesisat yapılmaz veya kamu yararına yönelik bir ihtiyaca tahsis edilmeyerek taşınmaz mal olduğu gibi bırakılırsa, mal sahibi veya mirasçıları kamulaştırma bedelini aldıkları günden itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte ödeyerek, taşınmaz malını geri alabilir.

Anılan hükmün dördüncü fıkrasında aynı amacın gerçekleşmesi için birden fazla taşınmaz mal birlikte kamulaştırıldığı takdirde bu taşınmaz malların durumunun bir bütün oluşturduğu kabul edilerek hükmün buna göre uygulanacağı düzenlenir.

Keza, derece mahkemeleri ile Yargıtay da anılan hükümlerden bahisle taşınmazların geri alınmasına ya da tazminat ödenmesine ilişkin koşulların oluşmadığını değerlendirmiştir.

Anayasa’ya Aykırılığa İlişkin Değerlendirme

Başvurucu, kamulaştırılan taşınmazların bir kısmının kamulaştırma amacına uygun olarak kooperatiflere konut yapımı için tahsis edildiği halde bazılarının tahsis edilmeyerek Belediye uhdesinde saklı tutulduğunu iddia etmiştir. Sonuç olarak, başvurucu kamulaştırma bedeli ile Belediye’nin daha sonra taşınmazları sattığı tutar arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmadığından ortaya çıkan fahiş farkın kendisini orantısız külfet altına soktuğunu ileri sürerek mülkiyet hakkının, mülkiyet hakkına dayanan bu taleplerinin süresinde olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun temel şikayetinin, toplu konut yapımı amacıyla kamulaştırılan taşınmazların bir kısmının kamulaştırma amacıyla kullanılmamasına, satılarak kazanç elde edilmesine, bu taşınmazların iadesi veya tazminat ödenmesi talebiyle açılan davanın reddedilmesine ilişkin olduğunu tespit ederek tüm şikayetleri mülkiyet hakkı kapsamında incelemiştir.

Anayasa’nın 35. maddesi “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” hükmünü içerir.

Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hal olarak düzenlenmemiş, hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlanabileceği öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesi, Karar’da, mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri içeren Anayasa’nın 13. maddesinin de göz önünde bulundurulması gerektiğini vurgular. Buna göre, mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’ya uygun olabilmesi için kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekir.

Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, kamu yararı kavramının, mülkiyet hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek (bu anlamda sınırlama sınırı oluşturarak) mülkiyet hakkını etkin bir şekilde koruduğunu da vurgular. Karar’da önceki Anayasa Mahkemesi kararlarına gönderme yapılarak mülkiyetten yoksun bırakan işlemin salt soyut olarak kamu yararı amacının bulunmasının kural olarak yeterli olmadığı, ayrıca kamu yararı amacının dayandığı sebeplerin somut olarak gerçekleştirilmesinin gerektiği de belirtilir.

Anayasa Mahkemesi, ölçülülük ilkesi gereği, kişilerin mülkiyet hakkının sınırlandırılması halinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları arasında adil bir dengenin kurulması gerektiğini vurgular. Anayasa Mahkemesi bu adil dengenin, başvurucunun şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş olacağı ifade eder.

Anayasa Mahkemesi ayrıca, devletin özel mülkiyet alanına müdahalesi olan kamulaştırmanın belirgin unsurunun, mülkiyetin el değiştirmesinde kamu yararının bulunması ve bu yararın o işlemi gerekli hale sokması olduğunu belirtir. Hatta, Anayasa Mahkemesi kamu yararı olmadıkça devletin gerçek karşılığın çok daha üstünde bedellerle dahi bireylerin mülkiyet hakkına el atmasının düşünülemeyeceği değerlendirir.

Karar’da, başvurucunun hissesi bulunan taşınmazlardan bir kısmının üçüncü kişilere devredildiği, bir kısmının ise kamulaştırıldığı tarihten bu yana kamulaştırma amacına uygun veya kamuya yararlı başka bir amaçla kullanılmadığının açık olduğu ifade edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, her ne kadar derece mahkemeleri ile Yargıtay taşınmazların Belediye tarafından dava dışı başka taşınmazlarla birlikte toplu konut inşa etmek gayesi ile kamulaştırıldığını ve proje doğrultusunda faaliyetlerin gerçekleştirildiği ifade etmişse de proje doğrultusunda gerçekleştirildiği belirtilen faaliyetlerin ne olduğu ve devredilmeyen taşınmazların kamulaştırma tarihinden bu yana neden Belediye’nin mülkiyetinde bırakıldığına ilişkin somut bir gerekçeye yer verilemediğini vurgulamıştır.

Konuya ilişkin ilkeler ışığında yapılan değerlendirme sonucunda, Anayasa Mahkemesi kamulaştırma tarihinden bu yana geçen sürenin uzunluğu ve söz konusu taşınmazların değerinde bu sürede yaşanan artış dikkate alındığında başvurucunun mülkün oluşturduğu artı değerden yoksun bırakıldığını değerlendirmiştir. Böylelikle Anayasa Mahkemesi başvurucunun uğradığı zararının tazmini yoluna da gidilmediğine göre, müdahalenin başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği, adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu sonucuna varmış ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi, hak ihlali tespitinin yanı sıra, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun m. 50 uyarınca mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama kararı vererek kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmesine karar vermiştir.

Karşı Oy

Mahkemenin mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki çoğunluk görüşüne beş üye katılmamıştır. Karşı oya göre, somut olayda irdelenmesi gereken husus, toplu konut projeleri gibi geniş bir alanı kapsayan projelere ilişkin kamulaştırma işlemlerinin, bir ya da birkaç taşınmazın kamulaştırılmasından ibaret küçük çaplı kamulaştırma işlemlerinden farklı bir değerlendirmeye tabi tutulmasının Anayasa bakımından haklı bir neden dayanıp dayanmayacağıdır.

Muhalif üyeler, kamulaştırma amacının konut yapımına uygun arsa temin etmekten ibaret olduğu, taşınmazın bu amaca aykırı kullanıldığı yönünde bir iddianın bulunmadığı gibi imar planında konut alanı niteliğinin halen korunduğu, toplu konut alanı gibi geniş bir alana yayılan projelerin gerçekleşmesinin zaman alacağı nazara alındığında başvurucunun iade isteğinin reddine karar verilmesinde kişilerin mülkiyet hakkı ile kamu yararı arasındaki dengenin başvurucu aleyhine aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediği ve dolayısıyla adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğundan söz etmenin mümkün olmadığına kanaat getirmiştir. Bu kapsamda, başvurucunun açmış olduğu davanın reddine karar verilmesinin mülkiyet hakkını ihlal etmediği düşüncesiyle karara iştirak edilmemiştir.

Sonuç

Anayasa Mahkemesi, önüne gelen olayda, toplu konut yapımı amacıyla kamulaştırılan taşınmazları kamulaştırma amacına uygun olarak kullanılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından tesis edilen Karar’da gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin gerek Anayasa Mahkemesi’nin önceki içtihatlarında ortaya koyduğu ilkeler kapsamlı biçimde ele almış ve sonuç olarak beş üyenin aksi görüşüne rağmen oyçokluğu ile Anayasa m. 35’de güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine kanaat getirilmiştir.

Kaynakça
  • Anayasa Mahkemesi’nin 23.10.2019 tarihli 2016/13545 başvuru numaralı kararı (Erişim: https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/BB/2016/13545)
  • Başvurucunun hissesi bulunan iki taşınmaz ifraz edilmiştir. Kamulaştırılan iki taşınmazdan ifraz olunan toplam 1.228,53 m2 yüz ölçümlü on iki parsel dava konusu edilmiştir.

Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.

Diğer İçerikler

Hukuk Postası
Çelişkili Davranma Yasağı
Medeni Usul Hukuku Eylül 2021
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Türk İspat Hukukunda Delil Sözleşmesi
Medeni Usul Hukuku Ocak 2020
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Hukuk Postası
Hukuk Postası

Yaratıcı hukuk çözümleri için iletişime geçin.