Anayasa Mahkemesi’nin E-Ticaret Kararı: Aracı Hizmet Sağlayıcıların Tüketici Sözleşmelerindeki Sorumluluk Rejimi
Giriş
Elektronik ticaret platformlarının yaygınlaşması, aracı hizmet sağlayıcıların hukuki sorumluluğunun kapsamını tüketici hukukunun güncel tartışma alanlarından biri hâline getirmiştir. Özellikle platformlar aracılığıyla satın alınan ayıplı mal veya hizmetlerden doğan zararlardan aracı hizmet sağlayıcıların hangi ölçüde sorumlu tutulabileceği hem Türk hukukunda hem de karşılaştırmalı hukukta önem kazanmaktadır.
Türk hukukunda aracı hizmet sağlayıcıların yükümlülükleri, ikincil düzenlemelerin yanı sıra esas itibarıyla 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (“TKHK”) ile 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun (“Elektronik Ticaret Kanunu”) çerçevesinde düzenlenmektedir. Bu kapsamda, TKHK’nın 48. Maddesinin (d) bendi, aracı hizmet sağlayıcıların mesafeli sözleşmelerden doğan sorumluluğunu ayıplı mal ve ayıplı hizmete ilişkin seçimlik haklar bakımından sınırlandırmakta; Elektronik Ticaret Kanunu’nun 9. maddesinin birinci fıkrası ise aracı hizmet sağlayıcıların hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içerik ile bu içeriğe konu mal veya hizmetlere ilişkin hukuka aykırılıklardan sorumlu olmayacağını öngörmekteydi.
Anayasa Mahkemesi (“AYM”), 12.02.2026 tarihli ve E.2024/187, K.2026/42 sayılı kararıyla (“İptal Kararı”) bu düzenlemeleri Anayasa’nın 5., 35. ve 172. maddeleri çerçevesinde incelemiş ve söz konusu hükümlerin tüketicilerin mülkiyet hakkını yeterli ölçüde korumadığı sonucuna ulaşmıştır. AYM, mülkiyet hakkı ve devletin tüketiciyi korumaya yönelik pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmayan bu düzenlemelerin iptaline karar vermiştir.
İtiraz Konusu Düzenlemeler
TKHK m. 48/6(d): Aracı Hizmet Sağlayıcının Sorumluluğunun Sınırlandırılması
Başvuruya konu uyuşmazlık, elektronik ticaret platformu üzerinden satın alınan ayıplı mal nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen manevi zararın tazmini istemiyle açılan davanın istinaf incelemesi sırasında ortaya çıkmıştır. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın çözümünde uygulanacak kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanaatine ulaşarak itiraz yoluna başvurmuştur.
TKHK’nın 48. maddesinin altıncı fıkrası, aracı hizmet sağlayıcıların mesafeli sözleşmelere ilişkin sorumluluğunu ayrıntılı şekilde düzenlemektedir. Buna göre aracı hizmet sağlayıcılar; ön bilgilendirme yükümlülüğü, işlem kayıtlarının tutulması, cayma hakkına ilişkin yükümlülükler, teslim ve ifa süreçleri ile aracılık hizmeti sözleşmesinden kaynaklanan bazı yükümlülükler bakımından, belirli hâllerde satıcı veya sağlayıcı ile birlikte müteselsilen sorumlu tutulmaktadır. Bununla birlikte, aynı fıkranın (d) bendi, satıcı veya sağlayıcı adına bedel tahsil edilmiş olsa dahi, TKHK’nın 11. ve 15. maddelerinde düzenlenen ayıplı mal ve ayıplı hizmete ilişkin seçimlik hakları bu müteselsil sorumluluğun dışında bırakmaktadır. İtiraz yoluna başvuran mahkeme önündeki uyuşmazlığın yalnızca ayıplı mala ilişkin olması nedeniyle, AYM incelemesini TKHK’nın 11. maddesiyle sınırlı tutmuş; ayıplı hizmete ilişkin seçimlik hakları düzenleyen 15. madde bakımından ise yetkisizliğine karar vermiştir.
Kanun’un 11. maddesi uyarınca, tüketici elektronik ticaret platformu üzerinden satın aldığı mal veya hizmetin ayıplı çıkması hâlinde, aracı hizmet sağlayıcıya karşı ayıptan doğan seçimlik haklarını ileri sürememekte; bu haklarını yalnızca satıcı veya sağlayıcıya yöneltebilmektedir.
Elektronik Ticaret Kanunu m. 9/1: Aracı Hizmet Sağlayıcı Lehine Genel Sorumsuzluk Rejimi
AYM tarafından incelenen ikinci düzenleme ise Elektronik Ticaret Kanunu’nun 9. maddesinin birinci fıkrasıdır. Söz konusu hüküm uyarınca, diğer kanunlarda aksi öngörülmedikçe aracı hizmet sağlayıcı, hizmet sağlayıcı tarafından sunulan içerik ile bu içeriğe konu mal veya hizmetlere ilişkin hukuka aykırılıklardan sorumlu değildir.
Bu hüküm, elektronik ticaret faaliyetleri kapsamında alıcı ile satıcı veya sağlayıcı arasında kurulan hukuki ilişkilerden kaynaklanan hukuka aykırılıklar bakımından aracı hizmet sağlayıcı lehine genel bir sorumsuzluk rejimi öngörmektedir. Maddenin devamında ise aracı hizmet sağlayıcının yükümlülüğü, hukuka aykırı içerikten haberdar olması hâlinde söz konusu içeriği gecikmeksizin yayından kaldırması ile sınırlandırılmıştır.
Her ne kadar Elektronik Ticaret Kanunu’nun 9. maddesi yalnızca tüketici sözleşmelerini değil, elektronik ticaret kapsamında kurulan tüm hukuki ilişkileri kapsayan genel bir düzenleme niteliği taşısa da, AYM incelemesini önündeki somut uyuşmazlığın niteliği gereği tüketici sözleşmeleriyle sınırlı olarak gerçekleştirmiştir. Bu nedenle AYM, aracı hizmet sağlayıcıların sorumluluğunu elektronik ticaret hukukunun bütünü bakımından değil, tüketicilerin ayıplı mal nedeniyle uğradıkları zararların giderilmesi bakımından değerlendirmiştir.
Karşılaştırmalı Hukukta Aracı Hizmet Sağlayıcıların Sorumluluk Rejimine Bakış
Elektronik ticaret platformlarının hukuki sorumluluğu, birçok hukuk sisteminde uzun süredir tartışılan konular arasında yer almaktadır. Bu tartışmaların merkezinde, platformların yalnızca teknik aracılar mı yoksa elektronik ticaret sürecinde aktif rol üstlenen ekonomik aktörler mi olduğu ve buna bağlı olarak hukuki sorumluluklarının kapsamının nasıl belirleneceği sorusu bulunmaktadır.
Karşılaştırmalı hukukta bu yaklaşım, “güvenli liman” (safe harbour) doktrini çerçevesinde şekillenmiştir (İptal Kararı, para. 43)[1]. Buna göre, üçüncü kişiler tarafından oluşturulan içerikleri yalnızca teknik, otomatik ve pasif şekilde ileten platformlar, kural olarak bu içeriklerin hukuka aykırılığından sorumlu tutulmamaktadır[2]. Buna karşılık, platformun ürünlerin sunumu, sıralanması, fiyatlandırılması veya kalite denetimi gibi süreçlerde aktif rol üstlenmesi hâlinde, birçok hukuk sisteminde güvenli liman korumasından yararlanamayacağı kabul edilmektedir[3].
Türk hukukunda ise Elektronik Ticaret Kanunu hazırlanırken Avrupa Birliği düzenlemeleri esas alınmış olmakla birlikte, Avrupa Birliği hukukunda benimsenen pasif–aktif platform ayrımı ulusal mevzuata aynı açıklıkla yansıtılmamıştır. Nitekim Elektronik Ticaret Kanunu’nun genel gerekçesinde atıf yapılan 2000/31/EC sayılı Elektronik Ticaret Direktifi ile günümüzde yürürlükte bulunan 2022/2065 sayılı Dijital Hizmetler Tüzüğü (Digital Services Act - DSA), sorumsuzluk rejiminin yalnızca teknik, otomatik ve pasif nitelikteki faaliyetler bakımından uygulanacağını kabul etmektedir.
Nitekim Avrupa Birliği hukukunda benimsenen sistem, aracı hizmet sağlayıcılara mutlak bir sorumsuzluk tanımamakta; platformun elektronik ticaret sürecindeki fiilî rolünü esas alan farklılaştırılmış bir sorumluluk rejimi öngörmektedir. AYM de inceleme konusu kararında, ulusal düzenlemenin bu yaklaşımdan ayrıştığına dikkat çekmiş ve anayasal değerlendirmesini bu farklılık temelinde şekillendirmiştir.
Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi
Elektronik Ticaretin Dönüşümü ve Aracı Hizmet Sağlayıcıların Değişen Rolü
AYM, değerlendirmesinde elektronik ticaretin son yıllarda geçirdiği yapısal dönüşümü ortaya koymuştur. AYM’ye göre bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler, ticaretin dijital ortama taşınmasına ve elektronik ticaret platformlarının ekonomik hayatın temel aktörlerinden biri hâline gelmesine yol açmıştır. Buna bağlı olarak, tüketici işlemlerinin önemli bir bölümü artık elektronik ticaret platformları üzerinden gerçekleştirilmekte; platformlar yalnızca teknik bir iletişim altyapısı sunan aracılar olmaktan çıkarak ticari sürecin farklı aşamalarında aktif rol üstlenebilmektedir.
AYM, aracı hizmet sağlayıcıların elektronik ticaret sürecindeki konumlarının her somut olayda aynı olmadığını özellikle vurgulamıştır (İptal Kararı, para. 41). AYM’ye göre bazı platformlar yalnızca alıcı ile satıcı arasında iletişim kurulmasını sağlayan pasif aracılar olarak faaliyet gösterirken, bazıları ise satıcıların sisteme kabulünden ürünlerin sıralanmasına, fiyatlandırmadan kalite denetimine kadar uzanan süreçlerde belirleyici rol oynayabilmektedir. Bu nedenle aracı hizmet sağlayıcıların tamamı bakımından mutlak bir sorumsuzluk rejimi benimsenmesinin, elektronik ticaretin güncel işleyişiyle bağdaşmadığı ifade edilmiştir.
Bu değerlendirme, kararın temel hareket noktasını oluşturmaktadır. Zira AYM, elektronik ticaret platformlarının fiilî rolünün değiştiği bir ekonomik düzende, hukuki sorumluluk rejiminin de bu dönüşümü dikkate alacak şekilde kurgulanması gerektiğini kabul etmektedir.
Mülkiyet Hakkı Bakımından Devletin Pozitif Yükümlülükleri
AYM, incelemesini Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı çerçevesinde yürütmüştür. Mülkiyet hakkı yalnızca taşınır ve taşınmaz malları değil, ekonomik değer taşıyan alacak haklarını da kapsamaktadır. Bu nedenle tüketicinin ayıplı mal veya hizmet nedeniyle malvarlığında meydana gelen değer kaybı da mülkiyet hakkının koruma alanı içerisinde yer almaktadır (İptal Kararı, para. 32).
AYM kararında, mülkiyet hakkının korunmasının yalnızca devletin bu hakka müdahale etmemesinden ibaret olmadığını; Anayasa’nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete belirli pozitif yükümlülükler de yüklediğini hatırlatmıştır (İptal Kararı, para. 34). Bu kapsamda devlet, kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerinde de mülkiyet hakkının etkili biçimde korunmasını sağlayacak yasal ve kurumsal mekanizmaları oluşturmakla yükümlüdür.
AYM’ye göre bu yükümlülük, yalnızca mülkiyete yönelik müdahaleleri önleyici tedbirlerin alınmasını değil, meydana gelen zararın giderilebilmesini sağlayacak etkili hukuki yolların oluşturulmasını da kapsamaktadır. Dolayısıyla kanun koyucu, elektronik ticaret gibi çok taraflı hukuki ilişkilerde farklı menfaatler arasında makul bir denge kurmakla yükümlüdür.
Tüketicinin Korunması İlkesi ve Menfaat Dengesi
AYM, değerlendirmesinde Anayasa’nın 172. maddesinde güvence altına alınan tüketicinin korunması ilkesine de dayanmıştır. AYM’ye göre devlet, tüketicileri koruyucu tedbirler almakla yükümlü olup bu yükümlülük, elektronik ticaret gibi tüketicilerin çoğu zaman satıcıyla doğrudan ilişki kuramadığı piyasalarda daha da önem kazanmaktadır (İptal Kararı, para. 39).
İtiraz konusu düzenlemeler ise aracı hizmet sağlayıcıların elektronik ticaret sürecindeki fiilî rolleri dikkate alınmaksızın, ayıplı mal ve hizmetlerden doğan talepler bakımından kural olarak sorumluluk dışında tutulmasını öngörmektedir. AYM’ye göre bu yaklaşım, yalnızca teknik aracılık yapan platformlarla satış sürecinde aktif rol üstlenen platformları aynı hukuki rejime tabi tutmakta; özellikle satıcı üzerinde belirli ölçüde denetim veya kontrol imkânına sahip platformlara karşı tüketicinin başvuru imkânını ortadan kaldırmaktadır. Bu durum, satıcı veya sağlayıcıya ulaşılamayan hâllerde tüketicinin fiilen korumasız kalmasına yol açabilmektedir.
Bu gerekçelerle AYM, itiraz konusu düzenlemelerin aracı hizmet sağlayıcılar ile tüketiciler arasındaki menfaat dengesini tüketiciler aleyhine bozduğu sonucuna ulaşmıştır. AYM’ye göre platformların her durumda sorumluluk dışında bırakılması, tüketicilere ölçüsüz bir külfet yüklemekte ve devletin mülkiyet hakkı ile tüketicinin korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmamaktadır.
İptal Hükmünün Yürürlüğü
AYM, Anayasa’nın 153. maddesi uyarınca iptal hükümlerinin Resmî Gazete’de yayımlanmasından itibaren dokuz ay sonra yürürlüğe girmesine karar vermiş olup bu süre zarfında kanun koyucu tarafından yeni bir yasal düzenleme yapılması beklenmektedir.
Karşı Oy Görüşü
Karşı oy yazısında, iptale konu düzenlemelerin Anayasa’ya uygun olduğu savunulmuştur. Karşı oy gerekçesinde, mevcut mevzuatın aracı hizmet sağlayıcıları tamamen sorumsuz bırakmadığı; aksine ön bilgilendirme, kayıtların tutulması, teslim ve ifa süreçleri ile cayma hakkına ilişkin birçok yükümlülük bakımından satıcı veya sağlayıcı ile müteselsil sorumluluk öngördüğü belirtilmiştir. Bu çerçevede, ayıplı mal ve ayıplı hizmetten doğan seçimlik haklar bakımından öngörülen istisnanın, tüketicinin korunması bakımından anayasal güvenceyi ortadan kaldırmadığı ifade edilmiştir.
Karşı oy gerekçesinde ayrıca, mevcut yargı uygulamasının[4] da aracı hizmet sağlayıcıların mutlak bir sorumsuzluk içinde olmadığını gösterdiği vurgulanmıştır. Bu kapsamda, platformun elektronik ticaret sürecinde aktif rol üstlendiği veya mevzuattan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediği hâllerde, mevcut düzenlemeler çerçevesinde sorumluluğuna gidilebildiği belirtilmiş; bu nedenle tüketicinin korunması bakımından bir hukuki boşluk bulunduğundan söz edilemeyeceği değerlendirilmiştir.
Karşı oyun bir diğer dayanağını ise iptal kararının ekonomik etkileri oluşturmaktadır. Buna göre, aracı hizmet sağlayıcıların ayıplı mal ve hizmetlerden sorumlu tutulmaları platformların hukuki ve mali risklerini artıracak, bu maliyetlerin satıcı ve sağlayıcılara, dolayısıyla nihai olarak tüketicilere yansıması söz konusu olabilecektir. Bu nedenle, Anayasa’nın 167. maddesi uyarınca devletin piyasaların sağlıklı ve düzenli işleyişini sağlama yükümlülüğünün de anayasal denetimde gözetilmesi gerektiği ifade edilmiştir.
Sonuç
AYM’nin İptal Kararı, Türk elektronik ticaret hukukunda aracı hizmet sağlayıcıların sorumluluk rejiminin anayasal sınırlarını belirleyen temel bir içtihat niteliğindedir. Karar, aracı hizmet sağlayıcıların elektronik ticaret sürecindeki konumlarının statik ve tekdüze bir yapıda olmadığını; platformların satış sürecine katılım düzeylerinin farklılaştığını tespit etmek suretiyle, bu farklılığı gözetmeyen mutlak sorumsuzluk rejiminin Anayasa’nın mülkiyet hakkına ve tüketicinin korunması ilkesine ilişkin güvenceleriyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu yaklaşım, karşılaştırmalı hukukta benimsenen pasif-aktif platform ayrımıyla da örtüşmekte olup AYM'nin değerlendirmesini uluslararası eğilimlerle uyumlu bir zemine oturtmaktadır.
Öte yandan kararın, aracı hizmet sağlayıcıların her koşulda ve sınırsız biçimde sorumlu tutulması gerektiği şeklinde yorumlanmaması gerekmektedir. Nitekim AYM, iptal hükümlerinin yürürlüğünü dokuz ay erteleyerek kanun koyucuya farklı menfaatler arasında makul bir denge gözeten yeni bir sorumluluk rejimi tasarlama imkânı tanımıştır. Bu çerçevede kanun koyucunun, platformların elektronik ticaret sürecindeki fiilî rollerini, satıcı üzerindeki denetim ve kontrol imkânlarını ve tüketicinin etkin başvuru hakkını birlikte değerlendiren, orantılı ve farklılaştırılmış bir sorumluluk modeli benimsemesi beklenmektedir.
- Değerlendirmeler için bkz. L’Oréal and Othersv. eBay International AG and Others (C-324/09) EU:C:2011: 474, para 113, 116 ve 123; Coöperatieve Vereniging SNB-REACT U. A. v. Deepak Mehta (C-521/17) EU:C:2018:639 para 52.
- 2000/31/EC sayılı Elektronik Ticaret Direktifi, Gerekçe 42; Dijital Hizmetler Tüzüğü, Madde 5, 8 ve Gerekçe 18.
- Akkanat-Öztürk, Elif Beyza /Akın, Eylül Erva: “Çevrimiçi Platformlar İçin Dijital Hizmetler Yasası’nın Hukuki Çerçevesi”, İdare Hukuku ve İlimleri Dergisi, 2024, s. 115 vd.
- Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin, 14.12.2018 tarihli ve E.2017/5834, K.2018/12148 sayılı kararında, hizmet sağlayıcısına ait bilgilerin platform üzerinde eksiksiz biçimde yer almamasının, aracı hizmet sağlayıcının sunduğu hizmetin ayıplılığı anlamına gelebileceği ve bu nedenle sorumluluğuna başvurulabileceği kabul edilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin 29.09.2022 tarihli ve E.2022/3467, K.2022/6446 sayılı kararı kapsamında ise aracı hizmet sağlayıcının tüketiciden bedel tahsil etmiş olmasını belirleyici bir unsur olarak değerlendirmiş ve bu koşulun varlığı hâlinde platformun elektronik aracı hizmet sağlayıcı sıfatıyla sorumlu tutulacağını, yerel mahkemenin bu yöndeki kabulünün de hukuka uygun olduğunu teyit etmiştir.
Bu makalenin tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın bu makale kullanılamaz, çoğaltılamaz, kopyalanamaz, yayımlanamaz, dağıtılamaz veya başka bir suretle yayılamaz. Kaynak gösterilmeksizin veya Erdem & Erdem’in yazılı izni alınmaksızın oluşturulan içerikler takip edilmekte olup, hak ihlalinin tespiti halinde yasal yollara başvurulacaktır.
Diğer İçerikler
Limited şirketlerde ortaklar arasındaki ilişkide sorunların ortaya çıkması ve bu sorunların çözüme kavuşturulamaması, özellikle iki ortaklı yapılar bakımından, şirketin faaliyetlerini doğrudan etkileyebilmektedir. Nitekim iki ortaklı limited şirketlerde, ortaklar arasında ortaya…
Şirketler topluluğu yapılanmasının yaygınlaşmasıyla birlikte, topluluk itibarına duyulan güvenin korunması gereği önem kazanır. Türk Ticaret Kanunu'nun (“TTK”) 209. maddesi, hâkim şirketin topluluk itibarını kullanarak üçüncü kişilerde uyandırdığı güvenden doğan sorumluluğunu düzenler…
Halka açık ortaklıklarda yönetim kontrolünün el değiştirmesi, yalnızca şirketin pay sahipliği yapısında meydana gelen niceliksel bir değişim olarak değil; azınlık pay sahiplerinin mülkiyet hakkı, yatırım beklentileri ve ortaklıktaki hukuki konumu bakımından da önemli…
Bu hukuk postasında, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E.2024/1865 K.2025/478 sayılı kararı (Karar) incelenir. Karar, anonim şirketlerde nama yazılı pay devrinin yönetim kurulu tarafından reddedilmesi, bu reddin hukuki geçerliliği ve Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 493 ve 494. maddeleri kapsamında haklı…
Halka kapalı anonim şirketlerde sermaye artırımı, şirketin özkaynak yapısını güçlendirerek büyümesine ve finansman ihtiyaçlarını karşılamasına olanak tanıyan önemli bir işlemdir. Sermaye artırımı, şirketin esas/kayıtlı sermaye miktarının artırılması anlamına gelir ve pay sahiplerinin yeterli çoğunluğunun onayıyla...
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 408/2(f) hükmünde, “önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı” genel kurulun devredilemez ve münhasır yetkileri arasında sayılır. Ancak, bu hükümde yer alan “önemli miktarda şirket varlığı” kavramının neyi ifade ettiği ve bu varlıkların nasıl toptan satılabileceği konusunda...
Türkiye’de ekonomik istikrarı sağlamak ve Türk Lirası’nın değerini korumak amacıyla 13 Eylül 2018 tarihli 30534 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar’a ekleme yapılmış ve Türkiye’de yerleşik kişiler arasındaki belirli...
Olağanüstü fesih halinde tasfiye olmaksızın sicilden resen terkin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) geçici m.7 hükmü ile düzenleme altına alınır. İlgili hükmün 15.fıkrası uyarınca ticaret sicilince resen terkin edilen şirket veya kooperatifin alacaklıları ile hukuki menfaatleri bulunanlar, haklı sebeplere dayanarak...
Küresel iş dünyası geliştikçe, yabancı şirketler gelecek vaat eden pazarlardaki varlıklarını giderek daha fazla genişletme arayışına girmektedir. Avrupa ile Asya'nın kesişim noktasında bulunan Türkiye, bu genişleme için uygun fırsatlar sunar. Türkiye'de faaliyet göstermek isteyen ancak şirket kurmak istemeyen...
Anonim şirketlerde, şirketi yönetmek ve temsil etmekle görevli olan organ yönetim kuruludur. Yönetim kurulu üyeleri, görevlerini yerine getirirken kusurlarıyla sebep oldukları zararlardan şirkete karşı sorumludurlar. Ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 408 kapsamında genel kurulun ibrasına karar...
Satım sözleşmeleri, ticari hayatın en yaygın ve en önemli sözleşmeleridir . Satışa konu mallarda karşılaşılan ayıplar neticesinde tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesi ise ticari satışlarda en sık karşılaşılan hukuki problemlerden biridir...
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 365 uyarınca, bir anonim şirketin idaresi ve temsilinden sorumlu organı olan yönetim kurulunun her bir üyesi, kanundan ve esas sözleşmeden doğan görevlerini, kanun ve esas sözleşmede belirlenen sınırlar ve esaslar çerçevesinde yerine getirmekle yükümlü olup aksi...
27.12.2020 tarihli 7262 sayılı Kanun ile getirilen düzenlemeler çerçevesinde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) hamiline yazılı payların çıkarılması ve devrine ilişkin Merkezi Kayıt Kurumuna (“MKK”) bildirim yükümlülüğü getirilirken, bu yükümlülüklerin ihlaline ilişkin olarak da TTK m. 486/2 uyarınca bildirimde...
2024 yılı, birleşme ve devralma (“M&A”) işlemleri küresel ekonomik dinamiklerin, jeopolitik risklerin ve teknolojik yeniliklerin etkisi altında şekillenmeye devam ediyor. 2023 yılı, M&A işlemlerinde küresel düşüşün yaşandığı bir yıl olarak dikkat çekti. Bu dönemde yüksek faiz oranları, ekonomik belirsizlikler ve jeopolitik...
Bir şirketin sermayesine katılarak pay sahibi olan veya yönetim organına katılarak yöneticisi olan kişilerin (ideal dünyada) ortak gayesi, şirketin en iyi şekilde yönetilmesi ve ekonomik açıdan azami menfaati elde etmesidir...
Temsilcilik sözleşmelerinin en sık rastlanan görünümleri üç ana başlık altında toplanabilir. Bunlar Acentelik Sözleşmesi, Distribütörlük Sözleşmesi ve Franchise Sözleşmesi olarak sıralanabilir...
Halka açık veya kapalı bir şirketin sermayesinin bir kısmına ya da tamamına çalışanların sahip olması anlamına gelen çalışanların sermayeye ortaklığı, ülke ekonomisine, uygulayan şirketlere ve çalışanlara sağladığı avantajlar nedeniyle başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde...
Yeni kurulan şirketlerin ticari faaliyetlerine başlarken dikkate alması ve uyum sağlaması gereken pek çok farklı kural vardır. Bu kurallar arasında gözetilmesi gerekenlerden biri de 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ("TTK") m. 356'da düzenlenen "Kanuna Karşı Hile" maddesidir. İlgili kural, TTK'nın ayni sermaye...
Türkiye otomobil ve hafif ticari araç piyasası, 2000’li yılları sürekli yükselen, 2010’lu yılları ise yine yüksek ve stabil seyreden satış adetleriyle geride bıraktı. Bu dönemde pazarın büyümesinde, alım gücünün yüksekliği kadar, krediye kolay ulaşım ve ürün çeşitliliği de etkiliydi. Üretimin de benzer şekilde artmasıyla birlikte...
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”) m. 638 ila TTK m. 640 arasında limited şirketlere özel düzenlenen çıkma ve çıkarılma kurumları ile anonim şirket yapısından farklı olarak limited şirket ortaklarına şirketten çıkma ve şirkete de ortağı çıkarma hakkı tanımaktadır...
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”), anonim şirketleri yönetim kurulunun idare ve temsil edeceği kuralını korur. TTK, temsil yetkisinin nasıl kullanılacağını, temsile yetkili kişilerin tescil ve ilanını, temsil yetkisinin devrini ve sınırlarını düzenler. Aşağıda yetkinin devri başta olmak üzere, anonim şirketlerde temsil yetkisi...
Birleşme ve devralma süreçleri; şirketlerin benliklerini ve hukuki statülerini en ciddi şekilde etkileyen hukuki süreçlerin başında gelir. Hukuki, vergisel, finansal ve operasyonel incelemelerin yürütülmesinin ardından taraflar işlemin gerçekleştirilmesi konusunda bir mutabakata vardığı takdirde müzakere süreci başlar...
Franchising, pazar erişimini ve marka bilinirliğini dünya çapında genişletmek için kullanılan popüler bir iş modelidir. Tek marka satma koşulu içeren mağaza sözleşmeleri (mono-brand store agreements) şeklindeki dağıtım sözleşmelerine kıyasla daha az yaygın olmasına rağmen franchising, lüks markaların dağıtım...
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (“HGK”) 2019/149 E. 2022/894 K. sayılı 14.06.2022 tarihli kararında tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisini, kredi sözleşmesinden kaynaklanan bir uyuşmazlıkta kefil ile borç alan şirket arasındaki ilişki bağlamında değerlendirdi. HGK, tüzel kişilik perdesinin aralanması...
Avrupa Birliği yabancı yatırımcılar için önemli bir yatırım merkezi olmaya devam ediyor. Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı Avrupa Birliği’ne gelen doğrudan yabancı yatırımların izlenmesine ilişkin İkinci Yıllık Rapor’da yer alan verilere göre Avrupa Birliği 2021 yılında 117 Milyar Euro değerinde yabancı doğrudan...
Pay devrinin, bir sermaye şirketinin paylarına ilişkin hukuki işlemler arasında ilk akla gelen, uygulamada da en sık karşılaşılan işlem olduğu söylenebilir. Bununla beraber bir sermaye şirketinin payı, devir dışında işlemlere de konu olabilir. Bunlara ilişkin örnekler, uygulamada en sık görüldüğü ve öğreti tarafından...
Hızla büyüyen ve gelişen e-ticaret sektöründeki oyuncuların davranışlarını düzenlemek amacıyla 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkındaki Kanun (E-ticaret Kanunu veya Kanun) kısa süre önce köklü bir değişime uğramıştı. 1 Ocak 2023 itibariyle yürürlüğe giren yeni düzenlemeler ile e-ticaret...
11 Haziran 2021'de Alman Federal Meclisi, yalnızca Alman şirketlerini değil, aynı zamanda bu şirketlerin yabancı ülkelerdeki (Türk kuruluşları dahil) tedarikçilerini de etkileyen Alman Tedarik Zinciri Uyum Yasası’nı (Lieferkettensorgfaltsgesetz) ("Yasa") onayladı. 1 Ocak 2023 tarihinde yürürlüğe giren...
İsviçre Federal Konseyi, 21 Aralık 2007 tarihinde şirketler hukukuna ilişkin değişiklikleri de içeren İsviçre Borçlar Kanunu revizyon taslağını onayladı. Federal Konsey 28 Kasım 2014 tarihinde taslak revizyonu görüşe açtı. Kapsamlı tartışmalar ve uzun bir yasalaşma sürecinin ardından, İsviçre Borçlar Kanunu'nda...
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun beşinci kitabı olan deniz ticaretine ilişkin hükümler altında dördüncü kısmı altında deniz ticareti sözleşmeleri düzenlenir. Bu bölümde düzenlenen sözleşme tipleri içerisinde uluslararası deniz taşımacılığı pratiğinde en sık kullanılan, üçüncü bölümde m.1138 vd. maddelerinde...
6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (“SerPK”) ile geniş şekilde düzenlemeye gidilen en önemli konulardan biri de örtülü kazanç aktarımı yasağıdır. Mülga 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 15nci maddesinden daha geniş bir düzenleme getiren SerPK madde 21 ile düzenleyici kamu otoritesi olan...
Gelişmekte olan ticari faaliyetler ve özellikle inşaat, enerji ve madencilik alanlarında yapılmakta olan geniş çaplı yatırımlar neticesinde şirketler, güçlerini birleştirerek bu yatırımlara iştirak etmek ve gerek uzmanlıklarını, gerekse finansman imkânlarını birlikte kullanarak daha güçlü bir şekilde projelerde yer almak...
Türk Ticaret Kanunu (“TTK veya Kanun”) 159’uncu ve devam maddelerinde bölünme hükümlerine yer vererek, şirketlere farklı yapılanma modellerini uygulama ve yeni hukuki oluşumları hayata geçirme imkanı tanımaktadır. Şirketler bölünme yöntemini kullanarak belirli bir malvarlığı unsurunu veya unsurlarını...
FIDIC (Fédération Internationale Des Ingénieurs-Counseils) kısaltılmış adıyla anılan Müşavir ve Mühendisler Uluslararası Federasyonu, 1913 yılında kurulmuş bir meslek örgütüdür. Üyeleri çeşitli ülkelerden usulüne uygun olarak seçilmiş müşavir-mühendis birlikleri olup Örgüt’e üyelik her ülkeden tek bir meslek birliği...
INCOTERMS, milletlerarası ticarette sıklıkla kullanılan ticari terimleri açıklamak için Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) tarafından yayımlanan bir kurallar bütünü olarak tanımlanabilir. Anılan kuralların amacı, milletlerarası ticareti güvenli bir şekilde kolaylaştırmak ve hızlandırmaktadır...
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından hazırlanan ve 31 Ekim 2012 tarihli Resmi Gazete ’de yayınlanarak yürürlüğe giren Limanlar Yönetmeliği (“Yönetmelik”) her bir liman için ayrı ayrı çıkarılmakta olan tüzük, yönetmelik ve talimatları tek bir Yönetmelikte bütünleştirmektedir. Bu yönde...
Kural olarak sözleşmeden doğan hak ve borçlar sadece sözleşmenin tarafı olan alacaklı ve borçlu arasında hukukî sonuç doğurur. Bu prensip hukukumuzda “sözleşmelerin nispiliği” olarak adlandırılır. Genel olarak, sözleşmenin tarafları dışındaki üçüncü kişiye bir edimin yerine getirilmesinin üstlenildiği...
Dijitalleşen dünyada büyüyen ve gelişen e-ticaretin kuralları değişiyor. Önceleri dijital pazarın odak noktası olarak gösterilen e-ticaret, çok geçmeden dijital ekonominin itici gücü olarak ifade edilmeye başladı. Ancak e-ticaretin büyüme hızı ve kısa süre içinde geçirdiği dönüşüm dikkate alındığında...
Bir şirketin feshi, tescil ile kazanılan tüzel kişiliğin ortadan kalkmasına yol açarak, şirketin sona erme sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkan infisahın, özellikli bir görünümüdür. Hâkimin inşai hükmüyle bir şirketin feshine ve bunun doğal sonucu olarak sona ermesine yol açan bu özel dava türü...
Kontrol veya yönetimin bir ailenin üyelerine ait olduğu şirketler, aile şirketi olarak kabul edilir. Aile üyeleri, şirket kontrolünü sağlayan payları elinde tutabildiği gibi yönetim yetkisini de elinde bulundurur. Aile şirketleri, aile üyeleri için fırsat, güvence ve gelir demektir...
Türkiye 7 Aralık 1993 tarihli 3939 sayılı Kanun ile Eşyaların Karayolundan Uluslararası Nakliyatı için Mukavele Sözleşmesi’ne (“CMR”) katılmayı uygun buldu ve CMR Türkiye’de 31 Ekim 1995 tarihinde yürürlüğe girdi. CMR’nin 1/1 maddesi uyarınca, tarafların tabiiyeti ve ikamet yerinden bağımsız olarak...
Türk hukukunda adi ortaklıklar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (“TBK”) 620 ve devamı maddelerinde düzenlenir. Adi ortaklık sözleşmesi, iki veya daha fazla kişinin emeklerini veya mallarını ortak bir amaca (nihai olarak kazanç elde etme amacına) ulaşmak üzere...
Anonim şirketlerde örtülü kazanç aktarımı, geniş anlamda şirket malvarlığının ilişkili taraflara aktarılmasını konu alan ve birçok farklı görünümü barındıran bir kavram olarak karşımıza çıkar. Sermaye piyasaları hukukunda kanun seviyesinde ve...
Çoğunlukla start-up yatırımlarında karşımıza çıkan sermaye iştirak sözleşmeleri, bir yatırımcının bir şirkette sermaye artırımı ile çıkarılacak yeni payları taahhüt ederek sermaye artırımına katılması ve pay sahibi olmasına ilişkin hüküm ve koşulları düzenler...
Belirli koşulları taşıdığı takdirde ıslak imza ile aynı hukuki sonuçları doğuran elektronik imza, pek çok hukuk sisteminde kendine yer edinmiş ve ticari hayatın hız kazanmasını sağlamıştır. Farklı hukuk sistemlerinde çeşitli türleri ve uygulamaları bulunsa da elektronik imzanın...
INCOTERMS, milletlerarası ticarette sıklıkla kullanılan ticari terimleri açıklamak için Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) tarafından yayımlanan bir kurallar dizisidir. Incoterms kurallarının amacı milletlerarası ticaretin güvenli ve hızlı bir şekilde yürütülmesine katkıda bulunmak ve bunu kolaylaştırmaktır...
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (“TTK”), anonim şirketleri yönetim kurulunun idare ve temsil edeceği kuralını korur. TTK, temsil yetkisinin nasıl kullanılacağını, temsile yetkili kişilerin tescil ve ilanını, temsil yetkisinin devrini ve sınırlarını düzenler. Bu ayki hukuk postası makalesi, yetkinin devri başta olmak üzere...